Bir savaş taktiği olarak kıtlık

Savaş ve kıtlık sıklıkla kol kola gezer. Kıtlık, mahsul tarlalarında yapılan savaşlar gibi şiddetin bir sonucu olabilir ancak insanları gıdadan mahrum etmek, aynı zamanda kasıtlı bir askeri stratejinin bir parçası olarak kullanılabilir

İnsanları yiyecekten mahrum bırakmak aynı zamanda kasıtlı bir askeri stratejinin parçası da olabilir. (Nash Weerasekera/Majalla)

Kuşkusuz bu stratejinin Gazze'de dönen kâbus gibi çatışmayı artırdığı açık. İsrail başlangıçta tüm yardımları engelledi. Daha sonra gıda maddelerinin çok sınırlı miktarda girişine izin verdi. Birleşmiş Milletler (BM) çoğu insanın açlıkla karşı karşıya kalabileceği uyarısını sürdürdü. Yiyecek kısıtlamalarının uygulanması, İsrail'e geniş çapta eleştiriler getirdi ve açlığın Filistinlilere toplu ceza olarak uygulanması iddialarına yol açarken, İsrail 7 Ekim'deki ani saldırısının ardından Hamas'ı peşine düşmüş durumda. Gazze sakinlerini açlığa sevk etmenin bilinçli bir askeri taktik olabileceği de muhtemel. Eğer durum gerçekten böyleyse, İsrail, bir savaş taktiği olarak açlığın uzun ve tartışmalı tarihindeki yalnızca son örnektir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre tehdit altındaki düşmana açlık uygulamanın sayısız ordu tarafından kullanılmasının iki ana nedeni vardır. Temel neden, çatışma sırasında rakibinize ceza vermenizdir. Ancak, askeri bir açıdan bakıldığında, zorunlu açlık, sadece düşman askerlerini değil, aynı zamanda ailelerini ve genel olarak sivilleri de mahrum bırakarak savaşmaya devam etme iradesini zayıflatabilir. Bu, sonunda düşmanın çöküşüne veya teslim olmasına yol açabilir. Çünkü açlık yorgunluğa ve yıkıma neden olabilir. Açlık politikasının başarısı tarihsel olarak belirsizdir, ancak çatışma sırasında açlık çekenler üzerindeki etkisinin dehşet verici olduğu inkâr edilemez.
 

İlginçtir ki İsrail ile Gazze arasındaki mevcut çatışmaya benzeyebilecek tarihi bir örnek 18. ve 19. yüzyıllarda Kuzey Amerika'dan geliyor.
 

İnsanları gıdadan mahrum etmenin, savaşın bir parçası olarak kullanılmasının tarihi, iki bin yıldan fazla geçmişe uzanır. En ünlü örneklerden biri, M.Ö. 149 ile 146 yılları arasındaki Üçüncü Pön Savaşı sırasında meydana geldi. Bu savaşta, Roma, yüz yılı aşkın bir süredir çatışma içinde olduğu ezeli rakibi Kartaca'yı nihayet mağlup etti. Başarının temel unsurlarından biri, kuşatma idi ki bu, Kartaca'da açlığa ve on binlerce sivilin ölümüne neden oldu, sonunda Roma'nın Kartaca'yı yenip sonunda yok etmesine yol açtı.

İlginçtir ki İsrail ile Gazze arasındaki mevcut çatışmaya benzeyebilecek tarihi bir örnek 18. ve 19. yüzyıllarda Kuzey Amerika'dan geliyor. Bu dönemde, kolonyal güçler savaş sırasında yerli halkı kasıtlı olarak açlıkla terbiye ettiler. Kızılderili konfederasyonu olan İrokua dilinde bu konuya ilişkin kanıtlar bulunabilir. İrokua dilinde ABD Başkanı ‘Kunotokarayos’ kelimesiyle adlandırılıyor, yani ‘şehirleri yok eden’. Bu isim ilk olarak, yeni Amerikan Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olacak olan General George Washington'a verildi. Bu isim, kıta ordusunun İrokua Konfederasyonu'nun sakinlerine karşı yürüttüğü vahşi askeri kampanya nedeniyle verildi.

General Washington, bazı İrokua gruplarının İngilizlerle iş birliği yaparak Amerikan yerleşimlerine saldırmasına misilleme olarak, bugün New York olarak bilinen bölgedeki yerli köylere ‘tamamen yıkım ve tahribat’ emri verdi. Yaklaşık dört ay süren askeri yanıtta, tarlaları ve gıda kaynakları dahil olmak üzere İrokua köylerinin yaklaşık 40'ı tamamen yok edildi. İrokua Birliği'ne verilen bu zarar, onların askeri güçlerini zayıflattı, bölgenin büyük bir kısmını nüfustan arındırdı ve sonraki kış mevsiminde yüzlercesinin ölümüne neden oldu.

ABD’nin Kuzey Amerika'nın batısına doğru genişlemesiyle birlikte, yerli halklara karşı benzer taktikler uygulandı. Yerleşimcilerin saldırıları geniş çapta direnişle karşılaştı, bu da Amerikan askerleri ve yerleşimcilerine karşı şiddet kullanılmasını içeriyordu. Bu meydan okumayı zayıflatmak için, 1860 ve 70’lerde Amerikan kuvvetleri yerli halkların gıda kaynaklarını hedef aldı. Bunun ardından, Kuzey Amerika'nın batısındaki birçok yerli kabilesi için ana gıda kaynağı olan bizon sürülerinin kasıtlı olarak öldürülmesi geldi, bunların arasında Sioux (Siyu) kabilesi de bulunuyordu. Kanada da bu deneyimi komşusu ABD’den öğrenerek, 1890’larda, yerli halkların kendi topraklarında yaşamayı kabul etmeyen isyancılarını açlıkla terbiye etmek amacıyla gıda paylarını durdurdu.
 

En korkunç kıtlıklardan biri, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Alman kuvvetlerinin Sovyetler Birliği'ni işgal etmesi ve Leningrad şehrini kuşatması sırasında meydana geldi.
 

Birçok ülke, geçtiğimiz yüz yılda kıtlığı savaşta bir silah olarak kullandı. En korkunç kıtlıklardan biri, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi Alman kuvvetlerinin Sovyetler Birliği'ni işgal etmesi ve Rusya'nın şimdiki St. Petersburg şehri olan Leningrad'ı kuşatması sırasında meydana geldi. Şehrin teslim olmasını teşvik etmek için, Almanlar gıda kaynaklarını Eylül 1941'den Ocak 1944'e kadar süren 28 aylık bir süre boyunca kestiler. Şehir hiçbir zaman teslim olmadı ancak ağır bir bedel ödedi: Leningrad'ın yaklaşık üç milyon nüfusunun yüzde 22'si, gıda kıtlığından dolayı hayatını kaybetti. Hayatta kalanlar içinse, etkilerinden kurtulmak mümkün olmadı. Savaştan onlarca yıl sonra da devam eden bir tıbbi araştırma, Leningrad kıtlığından muzdarip olanların sağlık durumunun, bu kıtlığa maruz kalmayan Ruslara kıyasla daha kötü olduğunu ortaya çıkardı.

Mevcut olan kötü üne sahip örneklerden biri, 1967 ile 1970 yılları arasında Nijerya'da yaşandı. Bu dönemde, İgbo etnik grubunun bağımsızlığını ilan etmesi ve Biafra adında yeni bir devlet kurmasıyla iç savaş çıktı. Nijerya hükümeti, üç yıl boyunca Biafra'yı ezmek için sıkı bir kuşatma dahil olmak üzere askeri bir kampanya yürüttü ve bu kampanya sonucunda 500 binden ila 2 milyon sivil hayatını kaybetti.

Son zamanlarda, sivil nüfusu ‘açlıkla terbiye etme’ taktiği, birçok bölgesel çatışmada tekrarlanan bir kullanım haline geldi. Güney Sudan'da, 2013'ten beri devam eden iç savaşın bir parçası olarak, gıda tedarikini engellemek için organize bir kampanya olarak hava saldırıları düzenlendi ve bu çatışmada yüz binlerce kişi yaşamını yitirdi. Suriye'de, 2011'de başlayan iç savaş düzeyine yükselen çatışmalarda, her iki taraf da zaman zaman birbirine karşı yiyeceği bir silah olarak kullandı. Örneğin, Suriye hükümeti pazar yerlerini hedef alırken, tedariklere ulaşımı engelledi. Yemen de benzer bir durumda, çünkü iç savaşın yaşandığı ülkede limanlar kuşatıldı ve açlık ve ölümlerin yayılmasına neden oldu.
 

20’inci yüzyılda, uluslararası hukuk çerçevesinde sivil halkın kasıtlı olarak aç bırakılmasını savaş suçu haline getirmeye yönelik defalarca girişimde bulunuldu.
 

Açlığı kasıtlı olarak bir savaş aracı olarak kullanmanın tartışmalı olduğu uzun geçmişi, yüzyıllar boyunca devam etmesine rağmen şaşırtıcı değildir. 1860’larda Amerikan İç Savaşı sırasında, sonunda galip gelen Kuzey'in açlığı savaş hukuku çerçevesinde kabul edilebilir bir askeri taktik olarak tanımlamaya çalıştığı biliniyor. 1863 yılının Nisan ayında, Başkan Abraham Lincoln yönetimi, ABD asıllı bir Prusyalı akademisyen olan Francis Lieber tarafından oluşturulan ‘Lieber Yasası’nı yayınladı. Bu yasa, savaş için meşru kuralları tanımladı. Madde 17’de açıkça düşman askerinin açlığa mahkum edilmesini kabul edilen bir askeri taktik olarak tanımlandı. Maddeye göre ‘savaş yalnızca silahlarla yürütülmez. Düşmanın daha çabuk teslim olması için silahlı veya silahsız bir düşman savaşçısını aç bırakmak yasal olabilir.’

20’inci yüzyılda, uluslararası hukuk çerçevesinde, sivil nüfusu kasıtlı olarak aç bırakmanın savaş suçu olarak kabul edilmesi yönünde tekrarlayan girişimler oldu. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Soruşturma Komitesi, özellikle zorla aç bırakmayı yasal olarak takip edilebilir bir ihlal olarak belirledi. Ayrıca, 2002'de kabul edilen Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Roma Statüsü, açıkça açlığı bir savaş suçu olarak tanımlar.  Cenevre Anlaşmaları'nda belirtildiği gibi:


Sivil nüfusu kasıtlı olarak aç bırakma, onların hayatta kalması için gereken şeylerden yoksun bırakılarak, yardım tedarikinin kasti olarak engellenmesi de dahil olmak üzere, savaş yöntemleri olarak kullanılan bir savaş suçudur.
 

Bu yasaklara rağmen açlık bir savaş silahı olarak varlığını sürdürüyor. Bunun nedeni en azından kısmen çizgilerin bulanıklaşmasıdır. Pek çok ülke, amacın askeri bir hedefe ulaşmak ve sivilleri kasten aç bırakmak olmadığı durumlarda, ablukalar da dahil olmak üzere gıdanın kısıtlanmasına izin veriyor. Elbette her iki konu da geçmişte ve günümüzde kaçınılmaz olarak iç içe geçmiştir ve insan doğası gereği gelecekte de iç içe olacaktır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
 

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

DAHA FAZLA HABER OKU