NATO ile Türkiye'nin güvensiz evliliği

Türkiye-NATO ilişkileri 72. yılına gidiyor. Peki Türkiye'nin ittifaktaki konumu ne? Denge politikası daha ne kadar sürecek? 5 farklı uzman Independent Türkçe'nin sorularını yanıtladı

Türkiye-NATO ilişkileri 72. yılına gidiyor / Fotoğraf: Sputnik

72 yıl önce bu zamanlar Türkiye, NATO üyeliği protokolünü imzalamıştı.

Ama ittifaka üyelik o kadar kolay olmadı. 

Dönemin Ulus gazetesinin başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın… 

Üyelikten dört yıl önce “Ya Türkiye’ye bir saldırı olursa?” diye soruyordu.
 


Sovyetler'den bir saldırı gelirse, NATO üyeliğiyle birlikte Türkiye’nin yalnız bırakılmayacağını yazıyordu. 

O zamandan bu zamana çok şey değişti.

Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu da aynı fikirde:

Dünya da değişti Türkiye'nin kapasitesi ve kabiliyetleri, deneyimleri de değişti. Keza bölgedeki diğer ülkelerin de… Dolayısıyla herkes stratejik özerkliğini güçlendirme çabasında olduğu bir dünyadayız" 

NATO sadece güvenlik değil aynı zamanda Batılılışma çerçevesinde ele alınan bir ittifak oldu Türkiye için. 

Prof. Dr. Barış Doster, bu bağlamda NATO'nun ve NATO'culuğun öyle basit bir savunma-güvenlik örgütünden ibaret olmadığını belirtip şu eleştiriyi getiriyor: 

Her boyutu her sektörü her sahayı kapsayan bir büyük ideolojik, bir büyük ekonomi politik tahakküm aracı olduğunu, bir doktrin olduğunu görüyoruz biz. Bu bir doktrindir. O yüzden bizim böylesi bir tartışmayı bu gerçeklikten hareketle kavramamız, tartışmayı bizim öyle yürütmemiz gerekir"

Türkiye Bugün ittifakın en güçlü üyelerinden.

Harekatlara katkı yapan ilk beş müttefikten biri. 

31 üyenin yer aldığı ittifakta katkı payı ödemelerinde ilk 10’da.

Bir zamanlar Danimarka ile Norveç’in üyeliğine itiraz ettiği Türkiye, bugünlerde İsveç’in üyeliğine karşı çıkıyor. 

Prof. Dr.  Nurşin Ateşoğlu, "İsveç'in hala üyeliğine karşı olduğunu söylemesi ve belirli noktalarda, bu konuda ilerleme sağlanıp belirli noktalarda da hala tıkanıklık olduğunu görüyoruz" diyor ancak bu durumun Ankara'nın NATO genişlemesine karşı olduğu gibi değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor: 

Ama mesela şeyi karıştırmamak lazım. Türkiye aslında NATO'nun genişleme süreçlerine bakarsanız bu 10. Maddeyle ilgili olan meseleye, asla NATO'nun üye almasına karşı bir konumu yok"

Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise Türkiye'nin İsveç'in üyeliğini zamana yayacağını ifade ediyor:

Meclis işi olmaktan çıktı. Türkiye içi kamuoyunu da ikna etmeniz gerekiyor artık. Bu iknayı yapamazsanız meclisten zaten geçiremezsiniz. Yani AK Parti bile fire verir. Bundan emin olun"

"Bizzat cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Biz burada olduğumuz müddetçe, bu İsveç bu terör destekçisi İsveç, Kur'an-ı Kerim'in yakılmasına müsaade eden İsveç, teröristlere kucak açan İsveç üye olamaz' dedi"

Bu anımsatmayı yapan ise uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Barış Doster.
 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)


Doster, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsveç başbakanı ile geçen yıl gerçekleştirdiği görüşmede "Bu seçimlere tabi hazırlanırken bizim halkımızın karşısına çok rahat çıkabilmemiz lazım" sözlerini hatırlatıp Ankara'nın değişen bakış açısına sahip olduğunu aktarıyor:

Bu elbette seçim konjonktüründe içeriye verilmiş bir mesajdı. Ama hemen ondan sonra ilk zirvede dikkat ederseniz bu konuda bir keskin U dönüşü oldu. O yüzden ABD'nin devreye girmesiyle, basınç uygulamasıyla beraber ben bu direncin bir müddet sonra ortadan kalkacağını düşünüyorum. Neden? Çünkü Türkiye'de seçimler atlatıldı"

Siyaset bilimci Doç. Dr. Deniz Tansi ise "Siyasette bir hareket yaptığınız zaman bunu aynı zamanda siyaseten pazarlamanız gerekiyor kamuoyuna. Yani ne anlatacaksınız? Ne aldık? Ne verdik konusu?" diye soruyor.

Tam bu noktada da Cumhur ittifakı ortağı MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 11 Temmuz'da partisinin grup toplantısında sarf ettiği o cümleler akıllara düşüyor:

Sadece ABD istedi diye, F16 ile ilgili parmak sallanıyor diye zillete “Tamam” mı diyeceğiz? İsveç, PKK’nın Avrupa’daki mağarasıdır. Kandil Dağı neyse Stockholm aynısıdır"

Doç. Dr. Deniz Tansi, "Bu kadar tahlilden sonra İsveç'in NATO'nun dışında kalacağı bir formülün günün sonunda gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Sadece erteleme olabilir. Yani bu sonbahar olmaz da bir başka zaman olur" diyor.

Soğuk Savaş döneminden bugüne Türkiye

Kasım 1950’de Kore’deki Kunuri Muharebesi’nden bu yana çok şey değişti. 

Türk askerlerinin Amerikan tugayının hayatını kurtarması ile o dönem göze giren Ankara, Soğuk Savaş döneminde ittifakın Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da ileri karakolu olmuş, Türk dış politikası Amerikan ipoteği altına girmişti. 

1967’de meclis görüşmelerinde Türkiye İşçi Partisi’nin “Türkiye nötralist politikalar izlemeli. Haysiyitemiz yok mu?” sözlerine dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil “Edebiyatı bırakalım, bu haysiyet değil hesap meselesi” yanıtı vermişti. 

Bugün Türkiye’nin NATO'dan çıkması ihtimalini dillendiren ise Cumhur ittifakı ortağı MHP’nin lideri Bahçeli.

Bahçeli 19 Eylül'de yaptığı basın toplantısında NATO ile ilgili şu ifadeleri kullandı:

NATO’nun da tartışılması, sorguya çekilmesi, gerekirse yeni baştan ittifak hukukunun milli değerler çerçevesinde ele alınması zorunluluktur. NATO'ya da mahkum olmadığımız herkesçe bilinmelidir."

Türkiye NATO'dan çıkabilir mi, alternatifler ne?

Sorular bu.

72 yıllık evliliği sonlandırmak ihtimal dahilinde mi ?

Dahası alternatifler ne?

Prof. Dr. Hasan Köni bu sorulara şu yanıtı veriyor:

Şöyle deniyor. 'YPG, PKK'yı destekliyor. Şöyle oluyor, böyle oluyor. Bizi rahatsız ediyor. Doğu Akdeniz'de bizi desteklemiyor. Onun yerine Yunanistan'ı destekliyor. Burada askeri üsler oluşturuyor. Fransa, İtalya birlikte Yunanistan'la askeri operasyonlarla yapıyorlar denizde. Bu NATO bizi tutmuyor. O halde çıkalım.' Bunu imtihan sorusunda sordum. Bir askeri yerde… Rütbeli  arkadaşlardan hiçbiri 'NATO'dan çıkalım' demedi. Sebebi, nato'dan çıktığınız zaman size karşı daha açıkça ve daha büyük oynanacak oyunları önlemeniz mümkün olmuyor"

Doç. Dr. Deniz Tansi ise Türkiye'deki olan bitene dünkü ya da bugünkü iktidarla değil  devlet aklıyla değerlendirmesi gerektiğini söyleyip ekliyor: 

Ama şunu söyleyebilirim. Evet, Türkiye'nin NATO'daki varlığı önemli. Ama ben NATO'nun da Türkiye'den vazgeçmesi gibi bir senaryonun bir komplo teorisi olduğunu düşünüyorum"

Aynı soruya "Bırakın NATO'dan çıkmayı, NATO'nun ötesinde ne kadar örgüt varsa, bölgesel-küresel o anlamda onun üyesi olmamız gerektiği kanısındayım" yanıtı veren ise Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu:

Zaten Türkiye daha fazla yerde olmaya çalışıyor. Çünkü bu bir ses demek, bir etki demek. Ne kadar çok yerde olursanız o kadar çok ilişkiye sahip olursunuz ve etki yaratmanız mümkün olabilir. Bu da sizin dış ve güvenlik politikasında daha esnek ve bağımsız olmanızı sağlayan bir konum yaratır. Bence bugünün dünyasında öyle 'Bir yerden çıkalım öbür tarafa girelim' gibi bir lüks yok. Kolay birşey değil ama pek çok ülke de bunu yapmaya çalışıyor. Eskisi gibi öyle siyah ve beyaz bir dünya yok"

Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise Türkiye'de NATO karşıtlığının artık tek bir kesimle sınırlı olmadığını söyleyip şu değerlendirmeyi yapıyor:

Türkiye'de eskiden beri NATO karşıtları hep sol kesimdi. Şimdi bakıyorum. Her kesimden bir NATO karşıtı var. Hani hatta birileri bas bas bağırıyordu bir dönem. 'Çıkalım bu NATO'dan", 15 Temmuz'dan sonra 'NATO'da ne işimiz var?' diye... Yahu arkadaş! Biraz uluslararası ilişkiler, devlet yönetimi akıl ister. NATO'dan  çıkalım! Yani kalmamız NATO'yu çok sevdiğimizden değil ki... Bir kere bunları anlatırken birisi mesaj atmıştı twitter'dan. 'Siz nasıl bir Amerikancısınız?' diye. Tamam mı? Yani beni tanısa adam hayatta böyle bir şey söylemez ama hani ilk defa böyle Amerikancı yaftası da bu NATO'yu savunduğumu zannederek gelmişti"

Prof. Dr. Hasan Köni ise Türkiye'nin riskleri bertaraf edebilmesi için ittifak içinde kalması gerektiği kanaatinde:

Yani boşanmak istemiyorsunuz ama hanımdan rahatsızlığınızı da belirtiyorsunuz. Yani 'Şunu şunu yapıyor, bilmem ne yapıyor' falan... Fakat boşanmayacağınız da belli. Şimdi bu tür şeyleri söylüyor Türkiye. Peki bu parasal sistem değişmeden, memleketimizdeki halk dolara, bitcoin'e koşarken… Bu sistemden -tehdit oluşturduğu boyutları göz önüne alıp- diğer faydalarını göz ardı edip çıkalım mı? 'Orta boy bir ülke bunu yapabilir mi?' sorusu aklımıza geliyor. Bu çok zor. NATO  sisteminde olursak bizi parçalayamazlar. Hem bize karşı ne gibi oyunlar oynayacağını sistemin içinde öğreniyoruz, gidip görüşebiliyoruz. 'Biz NATO ülkesiyiz' diyoruz"

Prof. Dr. Barış Doster, diğer tüm akademisyenlerden farklı bakış açısına sahip bir yandan da bu meselenin Türkiye'de bir tartışma konusu dahi olmadığını ifade ediyor:

Sadece bir soğuk savaş örgütü değildir NATO. Bunun ötesine taşan bir örgüttür. O zihniyeti sürekli diri tutmaya çabalayan bir örgüttür. Ve de dikkat edersek NATO salt bir savunma güvenlik örgütü olmanın çok ötesinde asıl ideolojik yönü baskın ekonomi politik yönü çok belirgin bir örgüttür. Üye ülkeleri de ABD'nin hizasında, ABD'nin  nüfuzu altında tutmak için çok işlevsel bir araçtır aynı zamanda. Bir kere Türkiye'nin NATO'dan çıkması için hani bırakınız siyasal seçkinlerde, Türkiye'yi yöneten ideolojik, politik blokta, Cumhur İttifakı'nda, böylesi bir politik, ekonomi-politik, ideolojik hazırlığı... Bırakınız; Türkiye'de sivil, asker bürokraside, en başta da güvenlik bürokrasisinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde böyle bir hazırlığı... Türkiye'de ne yazık ki; aydınlar arasında, entelektüeller arasında bir tartışma zemini olarak dahi bir entellektüel tartışma konusu olarak bile NATO'dan çıkış konuşulmuyor"

Türkiye'nin rahatsızlıkları ne?

"Ülkemiz her vesileyle terörizmle mücadelenin sadece DEAŞ’la ve El Kaide’yle sınırlı olmadığını, PKK, PYD/YPG ve FETÖ gibi tüm biçim ve tezahürleriyle ele alınması gerektiğini vurgulamakta; müttefiklerce terörizmin her biçim ve tezahürüne karşı, ayrıl gözetilmeden dayanışma sergilemesi lüzumunu vurgulamaktadır."

Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesindeki “NATO genel bilgi notu” açıklamasında Ankara’nın rahatsızlığı böyle ifade ediliyor.

Tam Türkçe’si ise şöyle:

Ey NATO neredesin? Bu kadar mücadele veriyoruz. Türkiye NATO'nun üyesi değil mi? Neredesin?"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yukarıdaki açıklamayı mart 2018’de yapmış, Türkiye’nin Suriye’de yalnız bırakıldığını söylemişti. 

Prof. Dr. Barış Doster, tam da bu noktada yine ABD'nin bakış açısını hatırlatma ihtiyacı hissediyor:

Ne deniyor? 'Biz NATO üyesiyiz de..." E, güzel. Peki Türkiye'nin, Türkiye'nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği, siyasal birliği aleyhindeki bütün bu terör örgütlerine, PKK, PYD, YPG, FETÖ vesaire... En büyük destek kimden geliyor? ABD başta NATO üyesi ülkelerden. Peki NATO üyesi olmamız, kararların alındığı o salonda bulunmamız, o masanın yanında oturmamız, o mekanizmanın bir parçası olmamız bizim bunu engellememizi sağlıyor mu? Hayır, sağlamıyor. Türkiye'deki darbelere gelelim... 12 Mart'lar, 12 Eylül'ler, işte en son 15 Temmuz... Bütün bunların arkasında çok açık bir şekilde gene ABD başta NATO üyeleri var. Ve bu darbeleri de hemen ondan sonra tanıyan, kendi çıkarları gereği tanıyan kim? Gene ABD başta NATO üyesi ülkeler" 

Gerilimin ana öznelerinden biri de Türkiye-Yunanistan ilişkileri… 

Zaman zaman "We are the world” temennileri eksik olmasa da Ankara-Atina hattında başta Ege ve Doğu Akdeniz olmak üzere gerilim hiç bitmedi...

ABD ile Türkiye arasında 1 Mart tezkeresi ile başlayan sorunlu ilişkiler… 

Ya da ittifakın 60. yıl dönümünde PKK propogandası yaptığı belirtilen ROJ TV yayınlarını “Basın özgürlüğü” kapsamında yorumlayan dönemin Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine seçilmesi… 

Tüm bunlar bir yana Türkiye-NATO gerilimini tırmandıran unsurlardan biri de Arap Baharı ve sonrasında yaşananlar oldu.

Ankara, Suriye’den kaynaklı güvenlik sorunlarına yönelik bekletilerinin karşılanmadığını söyledi.

Bir Türk jeti düşürüldü.

Türkiye füze savunma sistemine ihtiyaç duydu.

Sonrası Türkiye’nin ABD tarafından CAATSA yaptırımlarına dahil edilmesi…

Yani dostun kağıt üstünde de olsa düşmana dönüşmesi… 

Ve ABD'nin Türkiye’nin terörist dediği YPG/PYD'yi silahlandırmaya devam etmesi…

Doç. Dr. Deniz Tansi de buradan hareketle S-400 konusunu anımsatıyor: 

Rusya'yla anlaşıldıktan sonra CAATSA yaptırımları yani ABD'nin Hasımlarıyla Mücadele Etme Yasası... Şimdi düşünebiliyor musunuz? Biz ABD ile müttefikiz. Şimdi biz ABD ile, ABD'ye göre hem müttefikiz hem eş zamanlı olarak hasımız. Şimdi uluslararası ilişkiler birinci sınıf öğrencisi bunu yazsa çakar derste. Yani bir ülkeyle müttefik ve hasım eş zamanlı nasıl olunabilir diye…"

Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu ise Türkiye'nin eskiden beri öncelikli tehdit algılamasının PKK olduğunu anımsatıyor: 

Daha sonradan suriye iç savaşı sonucunda çoklu güvenlik&çoklu terör tehdidiyle karşı karşıya kaldı Türkiye. Bunun içine DAEŞ'i de koyabilirsiniz. İleride de Suriye'nin, Fırat'ın doğusundaki PYD'ye özellikle ABD tarafından verilen destek sonucunda Türkiye bu anlamda sınırlarından kendisine yönelen bu terör tehdidi konusunda müttefiklerini ikna etmeye çalışıyor. İşte bu yeni genişleme en son dalgadaki İsveç ve Finlandiya meselesinde de aslında bu gündeme geldi doğal olarak"

Türkiye'nin denge politikası

Ve şimdilik son aşama… 

Rusya-Ukrayna savaşı

Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca Batı'nın Rusya'yla diplomasiyi kesmek istemeğini belirtip Ankara'nın buradaki rolüne şu sözlerle değiniyor: 

Batı'nın bu diplomasiyi sağlayacağı tek ülke Türkiye kaldı. Rusya da esasında diplomasiyi kesmek istemiyor. Onun da Batı ile diplomasiyi sağlamak istediği tek ülke Türkiye. Dolayısıyla buradan vazgeçmemek lazım. Bir şey daha söyleyeyim. Türkiye için NATO'nun içerisinde olmak neden çok önemli biliyor musunuz?  NATO'dan korunmak için"

Prof. Dr. Barış Doster ise Türkiye'nin NATO'dan çıkışı halinde sürekli dile getirilen bazı senaryoları eleştiriyor:

Neymiş? 'Efendim biz çıkarsak İsrail girer, bir de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi girer'. Yahu arkadaş şimdi Anadolu'da bir laf var hani... 'Birinin şerrinden berikinin şefaatine sığınmak' şeklinde... Yani eğer Türkiye çıktı da, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gelecekse... Biz o zaman bu kadar büyük bir orduyu niye besliyoruz? Yani eğer bize Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin şerrinden NATO'nun şefaati kurtaracak ise bizim bunca yatırımımız, bunca silah envanterimiz, bunca ordumuz niye var? 'Efendim biz çıkarsak İsrail NATO'ya girer' Yahu arkadaş İsrail'in ABD ve NATO tarafından korunması, kollanması, sakınılması, gözetilmesi, savunulması için İsrail'in NATO üyeliğine ihtiyacı yok ki! Yahu İsrail yeryüzünde İngiltere'yle beraber ABD'nin stratejik ortak olarak tanımladığı iki devletten biridir zaten" 

Akıllara takılan sorulardan biri de türkiye’nin denge politikasını daha ne kadar devam ettirebileceği ile ilgili…

Doç. Dr. Deniz Tansi, Türkiye'nin Rusya'yı şeytanlaştırmadığını ama zor bir dengede tutunduğunu söylüyor: 

Düşmanlaştırmıyor ama aynı şekilde Rusya'nın işgallerini de tanımıyor. Bu zor bir denge. Bu dengeyi Rusya da NATO da zorlamaya çalışacaktır. Yani şu anda biz bu dengeyi savunuyoruz, koruyoruz Türkiye olarak. Ama bu nereye kadar? Hani çok böyle bir nasıl diyeyim? Sırça bir kadehe belki benziyor. Hani çok dikkatli olunması gereken…"

Söz dönüp dolaşıp Ankara'nın Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki arabuluculuğuna geliyor, Prof. Dr. Barış Doster, Türkiye'nin arabuluculuk şartlarını karşılayıp karşılamadığını kendi penceresinden anlatıyor:

Bu arabuluculuk meselesini de çok fazla abartmamak, yani sanki bugünden yarına akşamdan sabaha ölçeği çok büyütmüşüz gibi çok fazla abartmamak lazım. Sonuçta arabuluculuğu kotarmanın belli koşulları da vardır. Bir, tarafların her ikisiyle de -çatışan tarafların- iletişim halinde olmak. Bu var mı? Var. İki; arabuluculuğumuzu tarafların kabul etmesi. Bu var mı? Bu da var. Üç; sizin arabuluculuğunuzu dünyanın da kabul etmesi. Bu var mı? Evet. Dünya da bizi böyle görüyor. Ama bir koşul daha var. Sonuncu koşul ama zayıf koşul değil. O koşul da ne? Taraflardan biri, senin binbir çabayla bir masa etrafında buluşturduğun, arabulucu olma gayreti gösterdiğin taraflardan biri masadan kalktı mı, yeltendi mi? 'Otur oturduğun yerde kardeşim, nereye gidiyorsun?' diyecek güce sahip olmak. Ya da 'Kardeşim otur buraya' diyecek siyasi güce, iktisadi güce, askeri güce, diplomatik güce sahip olmak gerekir. İşte o bizde yok"

Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu ise Ankara'nın Moskova ile geliştirdiği ilişki biçiminden NATO içinde rahatsızlıkların olduğunu anımsatıyor:

NATO bayağı sayısal olarak genişlediği için içerisinde Türkiye'nin belirli sorunlarını da anlayan, daha yakın duran ülkeler olduğu gibi Türkiye'yi tamamen, dönem dönem -özellikle bu ülkelerin seçim zamanlarında- Türkiye’nin Rusya'yla olan yakın bağlamında 'NATO'da ne işi var? Üyeliği askıya alınmalı” vesaire gibi olmayacak ifadeler kullanıyorlar. Bu bir gerçek" 

Doç Dr. Deniz Tansi ise Türkiye'nin siyasetini kompartıman siyaseti olarak tanımlayanlardan:

Soğuk Savaş sonrası bakıldığında aslında Türkiye'nin uyguladığı siyaseti ben 'Kompartıman siyaseti' olarak düşünüyorum. Yani ülkelerle her konuda, herhangi bir ülkeyle her konuda anlaşmanız gerekmiyor"

Türkiye'nin uzun erimli bir dış politikası var mı? 

Bu soruyu yönelttiğim Prof. Dr. Hasan Köni cevabı bir CIA belgesi üzerinden veriyor:

1997 yılında bir CIA belgesi… Askeriyeye gelen CIA belgesi.  Altta bir dipnot var. Bunu okumamışlar. Dipnotta diyor ki; 'Bizim yaptığımız Ortadoğu'daki rejim değişiklikleri nedeniyle göçler çarpan hızıyla artacak'. Dokümanın bize geldiği tarih 2014. Yani benim okuduğum tarih 2014. Şimdi NATO'yu kuran ülke böyle bir göç olacağını kendisinin de rejim değişiklikleriyle Ortadoğu'da yapacağı bu göçün çarpanla artacağını söylüyor. 1997’de söylüyor. Yani bizim gibi ülkelerin biliyorsunuz böyle uzun metrajlı analiz yapacak, değişen hükümetlere rağmen aynı çıkarlara bağlı olarak politikalar sürdürecek bir yapımız yok. Bir Batı ile oluyor, sonra Doğu ile. Doğudan batıyor filan böyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, bugünkü fikirler ortaya çıkıyor"

Suriye, PKK/YPG, FETÖ, Rusya, İsrail, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Ege, Mavi Vatan, Libya ya da İslamofobi…

Türkiye ile ittifak arasında çok sayıda fikir ayrılıkları var. 

Bakış açıları aslında tekerleme gibi.

Kimine göre Türkiye kendisine yeni bir yol bulmalı.

Kimine göre Türkiye her yerde olmalı.

Kimine göre ise NATO üyeliğinden feragat istikrar kaybı.

"Avrasya’ın köprübaşı ülkesi, Asya-Afrika-Avrupa’nın menteşesi"

Peki gerçekten Türkiye dünya jeopolitiğinin merkezi mi?

Prof. Dr. Hasan Köni'ye göre işin sadece edebiyatında bu sorunun yanıtı "Evet".

Aaa “edebiyat” olarak var. Yani kamuoyu için bunları söyleyebilirsiniz. Ama gerçek araştırmalarda öyle değil. Bu sistemi bozduğunuz zaman sistemi kuran büyük güç size karşı reaksiyon gösteriyor. Ha, o reaksiyon olduğu zaman diyorsunuz ki; 'Ya ben NATO içindeyim, beni koruması lazımken e beni korumuyor?! Bana reaksiyon gösteriyor.' Böylece bir güvensizlik oluşuyor. Bu güvensizliğe rağmen olaya devam ediyorsunuz. Niye? Çünkü çevrenizde başka güvensizlikler var. Ve jeopolitik durumunuz da bu yapının dışına çıktığınızda ne gibi sorunlarla karşı karşıya geleceğinizi belli etmiyor"

Ez cümle…

Bugün için görünen Türkiye’nin tüm sorunlarına rağmen ittifakta kalmaya devam edeceği…

Ama yüzyıllar önce bir filozofun söylediği gibi…

“Değişim hayatta tek sabit olan şey”

Bakalım Türkiye-NATO ilişkisi bundan sonra nereye doğru evrilecek?

Evlilik nasıl devam edecek?

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU