Çok satan seriden uyarlanan Güneşi Söndürmem Gerek vizyonda: "Üç kitabı tek filme sığdırdık"

Emre Gül'ün gençlik romanı serisinden uyarlanan Güneşi Söndürmem Gerek için bekleyiş sona erdi. Kitaplara mümkün olduğunda bağlı kalmaya çalıştığını söyleyen senarist Doğukan Cantimur, "Söz sahibi olmaktan daha çok sözün sahibinin elçisiyim" diyor

Filmin oyuncu kadrosunda Serra Arıtürk ve Samet Kaan Kuyucu'nun yanı sıra Gürberk Polat, Ezgi Gör, Lal Ensari, Bayram Bazarov ve Derin Beşikçioğlu gibi isimler yer alıyor (Sky Films/ASC Films)

Sevdiği kitabın sinema uyarlamasını izlemek her edebiyat aşığı için heyecan vericidir. Ve her heyecan beraberinde bazı soruları getirir: Beyazperdede onu bekleyen, hayalinde canlandırdığına benzeyecek mi? Mekanlar kafasında yarattığı dünyaya yakın olacak mı? Karakterler onun aklında çizdiği gibi görünecek mi? Kitabın son sayfasını çevirdiğinde gözünün önüne gelen son imgeyle, filmin jeneriği akarken damağında kalan tat birbirine yakın olacak mı? Üff hem de ne heyecan!

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Elbette ki bir mecradan diğerine yapılan her uyarlama karmaşıktır. Kitapları filme dönüştürmek, sözcükleri görüntülere çevirmeyi, sayfalardaki diyalog ve betimlemelerin açıklığını, oyuncuların belli belirsiz karmaşası, muğlak ifadeleri ve imalı bakışlarıyla takas etmeyi gerektirir. En sinematik kitaplar bile beyazperdeye giden yolda değişikliklere uğramak zorundadır. Ne de olsa metin tabanlı bir mecradan görsel ortama geçmek, farklı sorular sormayı ve yeni seçimler yapmayı gerektirir.

Bekleyiş sona erdi

Bugün 29 Mart Cuma. Ve bir süredir biliyorum ki bugünün gelmesini bekleyen bir dolu insan var. Bu heyecanlı kitleyi buluşturan Emre Gül'ün çok satan gençlik romanı serisi. Ve bugünü beklemelerin sebebi de Güneşi Söndürmem Gerek serisinin aynı adlı beyazperde uyarlamasının gösterime giriyor olması. 

Güneşi Söndürmem Gerek5 (2).jpg

Senarist Cantimur, "Bir erkek yazar olarak bir kadının duygularını doğru yansıtmak için özellikle itina ettiğini" söylüyor (Sky Films/ASC Films)


23 Mart Cumartesi günü Paribu Cineverse Cevahir'de gerçekleşen ön gösteriminin biletleri günler öncesinden tükenen filmin senaristi Doğukan Cantimur, serinin kitlesini iyi analiz etmiş. Kitabı kimlerin sevdiğini ve kimlerin heyecanla filmi izlemeye koşacağını iyi biliyor. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemediğini anlatırken kitaplara olabildiğince bağlı kalmaya çalıştığını söylüyor:

Okuyanların seyrettiklerinde 'Biz bu kitabı okuduk ama bu bambaşka bir film' demelerini istemedim. Şöyle bir durum var. Kitabın kitlesi Z kuşağı ve hatta alfa. Okudukları şeye çok bağlılar. Bunu yıkmamak lazımdı o yüzden kitaplara olabildiğince bağlı kalmaya çalıştım. Okuyucularının kitapla ilgili Youtube'da paylaştığı incelemeler var. Hangi karakterlerle daha çok bağlantı kurduklarına bakıp, bağlantı noktasının neresi olduğunu belirleyip kitaptan oraları seçmeye başladım. Ondan sonra birinci, ikinci ve üçüncü kitaptan bir omurga oluşturdum ve yazılanı o omurga üzerinden sinematografik hale getirdim.

Güneşi Söndürmem Gerek'in son fragmanı iki hafta önce yayımlandı. Kısa sürede neredeyse 300 bin kez izlenen fragman, kitabın hayranlarını epey heyecanlandırdı. Fragmanın gördüğü ilgi, filmin göreceği ilginin büyüklüğünün kanıtı gibi. Cantimur da bu durumun farkında:

Okuduğum yorumlar ve duyduğum tepkiler 'Sayfalar gözümde canlandı' şeklinde... Eğer okuyucu bunu diyorsa demek ki doğru bir şey yapmışız.

 


Doğukan Cantimur, ne kadar büyük bir projenin parçası olduğunu biliyor ve bunun kolay olmadığını da itiraf ediyor:

Senarist olduğunda yani kendi hikayeni yazdığında orada istediğin kadar akabilirsin, uçabilirsin çünkü sadece sen biliyorsun. Ama burada şöyle bir durum var: Yazarın hayali var, o hayale göre yazılmış bir kitap var, o hayali paylaşmış okuyucular var. Ve şimdi onların hepsinin yükünü sırtına alıp bir filme dönüştüreceksin. Bir romanı sadece kağıda geçiren kişi değil, bir yandan da o romanı görselleştirmeye çalışırken kendi bir iki görsel numaranı da kağıda aktarmaya çalışan biri olmak gerçekten zormuş.

Çekimleri geçen ağustosta KKTC'de tamamlanan Güneşi Söndürmem Gerek, çok sevdiği sevgilisi Anıl'ı kaybeden Umut'un, hayatına devam etmeye çabalarken hiç beklemediği bir gerçekle karşı karşıya kalmasını konu alıyor. Cantimur özellikle de kitabın baş kahramanı Umut'un hissettiklerini filme geçirmek istemiş.

Bir kayıpla başlayan bir hikaye var orada. O kaybın sonrasında işin çetrefilleşmesi hikayesi. O kayıptan itibaren Umut'un yaşadığı hisler var. Bir yandan yeni bir ilişkiye başlamanın verdiği heyecan. Ama o ilişkinin dinamiklerinin bir yerden sonra geçmişe dokunması gibi bir durum da var. Yani öfkesi de var, heyecanı da var, kendine ve etrafına olan siniri de var, cesareti de var, hırs da var. Ama temelinde aşk var...

Güneşi Söndürmem Gerek'i izlemek için elbette kitapları yalayıp yutmuş olmak gerekmiyor. Kitapları hiç okumamış hatta serinin varlığından bile haberi olmayan sinemaseverlerin de ilgisini çekecek pek çok detay mevcut. Cantimur, sözü yönetmen Hande Türkel'e getiriyor:

Ortada tabii ki ciddi bir cast seçimi ve iyi bir yönetmenlik var. Serra Arıtürk var, Samet Kaan Kuyucu var. Onların kitlesinin merak edebileceği bir film var ortada. Ayrıca fragmanı seyredenleri etkileyecek güzel görüntüler var, bir çift kimyası var. Kitapları okumadan sadece filmin afişini görüp sinemaya giden birileri de olabilir. Belki de filmi izledikten sonra kitapları alabilirler.

"Yanlış tercüme edersen savaş çıkarırsın"

Çok satan bir seriyi uyarlamanın ağırlığına geliyor konu. "Kaynak materyal bir fikirse tamam" diyor Cantimur, "O zaman işin içinden çıkmak daha kolay."

Güneşi Söndürmem Gerek (2).jpg

Cantimur, 16-17 yaşındaki bir gencin kitapları okuduktan sonra kadeşine ya da arkadaşına verdiğini, böylece serinin "devreden bir okuyucusu" olduğunu söylüyor (Sky Films/ASC Films)


Peki ya en az 500 bin kişinin okuduğu kitapsa?

Onun ağırlığı çok zor. Mental ağırlığı çok fazla. Yazara da büyük bir sorumluluğum var. Onun hayal gücünü bir teknik çerçevesinde başka bir şeye dönüştürmek durumundayım. Yani o çok kritik. Çerçevesi belli bir şeyin içerisinde kendi oyun alanını yaratman lazım. Burada söz sahibi olmaktan daha çok, sözün sahibinin bir elçisiyim. Onu da doğru yapmak lazım. Yanlış tercüme edersen savaş çıkarırsın...

"Kafayı topladıktan sonra 21. günde senaryo bitti"

Doğukan Cantimur'un Güneşi Söndürmem Gerek'in senaryosunu kaleme alması çok sıkıntılı bir sürece, bir trajediye, 6 Şubat depremlerine denk gelmiş. 

Proje bana depremlerden bir-bir buçuk ay önce geldi. Totalde üç kitabı tek bir filme sığdırdık. Toplam 1450 sayfa. Her kitap için ayrı tretmanlar çıkarttım. Ondan sonra o tretmanları toplayıp tek bir tretman haline getirdim. Tam yazmaya başlayacağım süreçte de 6 Şubat yaşandı. Çok uzun bir süre hiçbir şeye dokunamadım. Bilgisayar açamadım. Başka hiçbir şeyle ilgilenmedim. Sonrasında kafayı toplayıp başladıktan sonra da 21. günde senaryo bitti.

Bu gibi zor zamanlarda, yazar olarak tıkandığında ve işin içinden çıkamadığında önce mutfağa sığındığını söylüyor Cantimur. "Yemek yapıyorum" diyor ve ekliyor:

Tıkandıysam orada bırakırım, yemek yaparım.

Uzun süreli çıkmazların çaresiyse "nadas".

Bırakıyorum. Tamamen başka şeylerle uğraşıyorum. Çünkü orayı ne kadar kurcalarsan o kadar içinden çıkılmaz bir hale geliyor. O yüzden diyorum ki 'Tamam yani sen beni yendin'. Başka şeylerle ilgileniyorum ama işte bir şey arka tarafta mütemadiyen dönüyor. O dönen şeyler bir süre sonra kafada durmayıp ağza doğru gelmeye başlayınca 'Geliyor galiba' diyorum. Bilgisayar başına geçip eksik bir puzzle parçası gibi önce yazdığımla iç içe geçtiğini görürsem 'Tamam' diyorum. 'İkinci turu ben kazandım, hadi devam edelim.'

Palyaçoluktan senaristliğe

Güneşi Söndürmem Gerek Ekibi.jpg

Güneşi Söndürmem Gerek'in galası 26 Mart'ta Atlas 1948 Sineması'nda yapıldı (Sky Films/ASC Films)


Doğukan Cantimur, sinemaya gerçekten aşık bir senarist. "Üniversite sınavına girerken 4 tane tercihim vardı, 4'ü de sinema televizyon bölümleriydi. Başka tercih yapmadım" diyor. 

2000'de babamı kaybettikten sonra çalışma durumum hasıl oldu. Zaten onun evvelinde palyaçoluk yapıyordum. AVM'lerde kardeşimle beraber yüz boyuyorduk vesaire. Bir yandan Radyo D'deydim Hakan Gündüz'le beraber ama herhangi bir para alma durumum yoktu. Sadece radyoda olmayı çok istiyordum. Babam rahatsızlığı dolayısıyla evden fazla çıkamıyordu. Ona bir sözüm vardı, 'Benim sesimi radyoda duyacaksın' demiştim. Onu becerdim.

Radyoda geçen günlerin ve babasına verdiği sözü tutmasının ardından Doğukan Cantimur, büyük bir risk aldığını anlatıyor: 

Radyodayken bir gün Romina Özipekçi tiyatro grubu ESEK'ten bahsetti: Espri Standartları Enstitüsü Kurumu. Işıkçıları askere gidecekmiş ve bir ışıkçı arıyorlarmış. İsteyip istemeyeceğimi sordu. 'Evet' dedim. Gittim ve Uğur Uludağ'la tanıştım. 'Anlıyor musun işten?' dedi. Zerre bilmememe rağmen 'Evet' dedim. Çünkü iki seçenek vardı: Ya bir yerde yer temizliği ya da hamburger-patates yapacaktım ya da bu işi yapacaktım. Sonra Akatlar Kültür Merkezi'nde oynadığımız Üçüncü Türdan Yakın İlişkiler'le başladım.

450 kişilik salonun 600 izleyiciyle dolup taştığı oyunda ışıkçı olarak çalışmaya başlayan Cantimur, yazmaya da yine aynı dönemde, Uğur Uludağ'ın bir sorusuyla başlamış.

Uğur ağabey bir gün bana 'Sen yazabiliyor musun?' dedi. 'Bilmem' dedim. O zaman bilgisayarım da yoktu. 'Bana bir şey yazıp getirsene' dedi. Sarı bir defterim vardı, ona 8 sayfalık bir şey karaladım. Sonra da Uğur ağabeyle beraber yazmaya başladık işte. Televizyona Mustafa Altıoklar'ın çektiği Çınaraltı diye bir iş yazdım. Sonra Kadri'nin Götürdüğü Yere Git ve Stajyer Mafya derken süreç devam etti.

"Acıyı yarıştıramazsın"

Bu ayın başında gerçekleşen Oscar töreninde, İlgi Alanı'yla (The Zone of Interest) En İyi Uluslararası Film ödülünü kucaklayan Jonathan Glazer'ın Gazze savaşına sessiz kalmadığını konuşmasını izleyip izlemediğini soruyorum. 

"Acı yarıştırmak olmaz" diye cevaplıyor:

Büyük hata yani. Tamam evet holokostun ne kadar büyük bir katliam olduğunu hepimiz biliyoruz. Zamanında yapılmış bir katliam var ve şu anda yapılmakta olan bir katliam var. Acıyı yarıştıramazsın yani. 'Biz zamanında böyle ölmüştük' demek, şu anda birilerini öldürmek için sana meşru bir zemin hazırlamaz.

"İnsandır önemli olan" diye bitiriyor sözlerini Cantimur ve ekliyor: 

İnsan öldürmemek lazım.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU