Rusya'nın Ukrayna'yı istilasından iki yıl sonra, 2024 dönüm noktası olacak

Pat durumundan söz edilirken Putin'in istilasının ikinci yıldönümünde güç dengesi birinci yıldönümündeki durumdan çok farklı. Gelecek yıl bu zamanlar Ukrayna'nın savaşta olacağından bile şüpheliyim

Bu çatışmada haksızlığa uğrayan taraf tartışmasız Ukrayna (Reuters)

Yıldönümlerinin kendi başına çok az anlam taşıyan yapay kilometre taşları olduğu sık sık söylenir ve bunda doğruluk payı da var. Yine de değişimin kullanışlı bir kıstası olabilirler. Rusya'nın o zamanlar "özel askeri operasyon" diye adlandırdığı ve Ukrayna'yla Batı dünyasının büyük bir kısmınınsa artık Rusya'nın "topyekun istilası" dediği olayın ikinci yıldönümü; iki yıl önce, bir yıl önce ve bugün nerede olduğumuzu hatırlatması açısından faydalı.

Ancak bundan önce affınıza sığınarak konudan biraz sapıp terminolojiye gireceğim. Şahsen ben 24 Şubat 2022'nin erken saatlerinde yaşananlara tek kelimeyle istila deme eğilimindeyim. Yaşanan şey buydu: Egemen bir devletin başka bir egemen devleti eski usul istilası. Rusya'nın "özel askeri operasyon" terimi, bu eylemi cezalandırma amaçlı kısa süreli bir baskına benzeyen bir şeye dönüştürüyor ki bu tanımlama, Rusya'nın sahaya sürdüğü asker sayısı ve savaşın hâlâ şiddetle devam ettiği gerçeğiyle defalarca çürütüldü.

Öte yanan Rusya'nın "topyekun istilasından" söz etmek (İngilizce konuşulan dünyada artık neredeyse zorunlu hale geldi) başlı başına bir kodlama taşıyor. Bu Kiev hükümetinin daha önce, 2014'te, uluslararası alanda büyük ölçüde göz ardı edilen bir Rus istilası gerçekleştiği görüşünü takip etmek anlamına geliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Haksızlığa uğrayan taraf tartışmasız Ukrayna. Rusya istilacıydı ve ben de dahil bazı kişiler her ne kadar daha geniş jeopolitik bağlamın dikkate alınmasını savunsa ve savaşın birdenbire patlak vermediğine ısrar etse de Rusya'nın 24 Şubat'taki eylemi uluslararası kuralların alenen ihlaliydi. Ukrayna'ya toprak ve kaynaklarının tamamı iade edilmeden savaşın sona ermesi adalete hakaret olur ve uluslararası hukuk kavramını bütünüyle itibarsızlaştırır. Bunu kesinlikle açıklığa kavuşturmak istiyorum.

Ama (ve bir "ama" geleceğini mutlaka hissetmişsinizdir) istilanın ikinci yıldönümündeki güç dengesi, birinci yıldönümündeki durumdan pek çok açıdan epey farklı. Geçen yıl Rusya'nın Kırım'a giden kara yolunu kesmek için çokça pazarlanan Ukrayna karşı saldırısına bağlanan umutlar boşa çıktı. Ağustosta Zelenski, askerlikten kaçma ve yolsuzluk haberleri üzerine tüm bölgesel asker alım başkanlarını derhal kovdu. Özellikle genç Ukraynalılar arasındaki gönüllülük ruhu eskisi gibi değil.

Ertesi ay Zelenski savunma bakanını değiştirdi ve kısa süre önce de Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni'yi, görevden alındığı ancak gitmeyi reddettiği yönünde haftalarca süren, zarar verici söylentilerin ardından azletti.

Yeni komutan Oleksandr Sırski'nin daha fazla kaybı engellemek için verdiği emir doğrultusunda Ukrayna kuvvetleri, harabeye dönmüş Avdiyivka kasabasından bir hafta önce çekildi. Volodimir Zelenski'nin mayısta düzenlenmesi planlanan devlet başkanlığı seçimlerini sıkıyönetim altında yapılamayacağı gerekçesiyle iptal etmesi; kısa süre içinde görevden alınan Valeri Zalujni, eski Devlet Başkanı Petro Poroşenko ve Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko'nun da aralarında bulunduğu kişilerin Zelenski'nin liderliğini açıkça eleştirmesine zemin hazırladı. Ukrayna siyasetinin ağır topları olan bu isimler, belli ki gözlerini Zelenski sonrası Ukrayna'ya dikmiş.

Bu, Ukrayna'nın bazı başarılarını inkar etmek anlamına gelmiyor. Rus avcı uçaklarını düşürdü ve Rus gemilerini batırdı. Limanlarına yönelik yeni bir Rus ablukasına karşı koyarak tahıl ve diğer ihracatın sınırlı bir şekilde yeniden başlamasını sağladı, Sivastopol'daki deniz üssüne saldırarak Rusya'nın Kırım üzerindeki kontrolünü zayıflattı ve Rus tatilcileri korkuttu. Moskova'nın üstünde drone'lar uçurarak ve Belgorod şehri de dahil Rus hatlarının gerisine saldırılar düzenleyerek Rusya'yı tedirgin etti. Fakat Ukrayna mezarlıklarındaki yeni mezarların da kanıtladığı üzere, hâlâ devlet sırrı olsa da Rusya gibi kayda değer kayıplar verdi.

Ancak Rusya savaşın ilk aylarında maruz kaldığı zayıflıklardan büyük ölçüde kurtuldu. Enerji için yeni pazarlar buldu, Batı'nın yaptırımlarından büyük zarar görmedi, yaşam standartları korundu ve savaşa karşı beklenebilecekten daha az halk muhalefeti oldu. Ukrayna'da savaşan Wagner paralı asker grubunun geçen yaz düzenlediği tuhaf isyan, gergin birkaç günün ardından bastırıldı ve Vladimir Putin'i gelecek ay yapılacak başkanlık seçimlerinde zafere doğru yol alacağı bir duruma getirdi.

Muhalif aktivist Aleksey Navalni'nin hapishanede ölmesiyle ilgili gerçek ne olursa olsun, seçimler üzerinde hiçbir etki yaratmayacak ve Rusya'yı cezalandırmak için daha fazla yol arayan Batı'nın dolabının ne kadar boş olduğunu ortaya çıkarmaktan başka bir şey yapmadı.
 


Moskova ayrıca "küresel Güney" diye bilinen bölgeyi oluşturan ülkelerin Rusya ve Ukrayna arasında taraf tutmaya karşı isteksizliğinden de faydalandı. 7 Ekim'de Hamas'ın İsraillilere yönelik katliamlarıyla tetiklenen Ortadoğu'daki ölüm ve yıkım silsilesinin ortasında bu isteksizlik daha da pekişti. Ukrayna sadece davasını sunmak için çok etkili bir şekilde kullandığı uluslararası spot ışıklarından mahrum kalmadı, aynı zamanda Batı'nın İsrail'e verdiği destek, Batı'nın neden aynı anda hem Ukrayna ulusunu bu kadar destekleyip hem de Filistin davasını bu kadar ihmal edebildiğine dair "çifte standart" suçlamalarını da ateşledi. Ukrayna'nın "küresel Güney"den destek alma çabaları o an yok oldu.

Acı gerçek şu ki artık Ukrayna, Rusya'ya karşı savaşı kazanmak şöyle dursun sürdürmek için bile başta ABD olmak üzere Batı'nın maddi ve manevi desteğine muhtaç. Ukrayna'nın savaşma isteği hâlâ güçlü olsa da sahadaki morale dair bildirilenler daha çeşitli. Fakat Ukrayna'nın savaş alanında yaşadığı gerilemelerle ABD başkanlık seçimlerinin yapılacağı yılın başında Washington'daki kırılgan siyasetin aynı zamana denk gelmesi, birbirini güçlendirme tehdidi yaratarak Ukrayna için feci sonuçlara yol açma potansiyeli taşıyor. Buna ek olarak ister AB ister NATO'nun Avrupalı üyeleri olsun, Avrupa'nın herhangi bir uçurumu kapatabileceği hiç de aşikar değil; Birleşik Krallık da dahil birçoğu, tüm iddialı destek sözlerine rağmen kendi askeri stoklarının azaldığı ve verecek çok az şeyleri kaldığını belirtiyor.

2007'den beri Putin'in NATO karşıtı tiradının forumu diye bilinen Münih Güvenlik Konferansı'ndaki atmosferin, bir önceki yılın iyimserliğiyle alakası yoktu. Ukrayna ve diğerlerinin burada dile getirdiği, Ukrayna'da kazanılacak bir Rus zaferinin Baltık Ülkeleri üzerinden Polonya'ya ve ötesine uzanacak bir Rus ilerlemesinin habercisi olabileceği yönündeki uyarılar muhtemelen, gerçek bir Rus istilasına yönelik gerçek bir korkudan ziyade engellenen Ukrayna yardım paketini geçirmesi yönünde ABD Kongresi'ne yapılan acil durum çağrısı olarak görülmeli. Rusya'nın Ukrayna'nın doğusunun ötesine geçmekte yaşadığı zorluklar Berlin bir kenara, Riga'ya bile yönelik herhangi bir plan olduğunu pek düşündürmüyor.

Ama başladığım noktada; geçen yıl içinde hem tonu hem de içeriği değişen dille bitireceğim. Mario Draghi'nin Euro'yu kurtarma kararlılığından ödünç alınan "ne kadar zaman alırsa alsın" ifadesi Batılı liderlerden çok daha nadir duyuldu. Kendinden emin "Ukrayna kazanacak" ifadesinin yerini, "Ukrayna kazanmalı" ya da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in bu hafta BBC'nin Hardtalk programına katıldığında söylediği ifade aldı:

Devlet Başkanı Putin bu savaşı kazanmamalı.

Bu "olmamalı" formülünü kullananlar bazen Ukrayna'nın yenilgisinin tüm uluslararası düzene gölge düşüreceği, gücün hak karşısında zaferi anlamına geleceği ya da Ukrayna'nın muazzam fedakarlıklarını boşa çıkaracağı gibi gerekçeler öne sürüyor. Ve bu düşünceler tamamen geçerli. Fakat (benim de acı bir tecrübeyle öğrendiğim gibi en azından öfkeli bir tepkiyle "yatıştırma" lafını çekmeden) bir yıl önce neredeyse hiç telaffuz edilmeyen bir başka kelime bugün daha sık duyuluyor: "Görüşmeler".

Avrupa merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin yakın zamanda 12 Avrupa ülkesinde yaptığı ankete göre uzlaşmanın kaçınılmazlığı, Avrupa kamuoyunda giderek daha fazla kabul görüyor. Her şeyin Ukrayna'ya bağlı olduğu şeklindeki standart uyarısıyla Stoltenberg bile, bu fikre eskisinden daha az mesafeliydi.

Gerçekten de Ukrayna'ya bağlı. Ancak Ukrayna'nın kayıpları artarken, kendisinin ve Avrupalı müttefiklerinin rezervleri tükenirken ve Beyaz Saray'da Donald Trump olmasa bile Washington'daki siyasi irade sorgulanırken seçenekler daralıyor.

Gelecek yıl bu zamanlar Ukrayna'da hâlâ devletler arası bir savaş olacak mı? Bundan şüpheliyim. Ve görüşmelere ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi olur ve bunun başlıca nedeni Avrupa'nın iç meselelerine dönebilmesi ya da Joe Biden'ın seçimdeki şansının artması ya da Putin'e bir şekilde fayda sağlaması değil; bunun tek bir nedeni var: Ukrayna'nın hayatta kalması ve gelecekteki refahı.



https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU