Irak'ta siyasi zevzeklik

Iraklı siyasetçilerin çoğu, televizyon ekranlarından yaptıkları açıklamalar, verdikleri röportajlar ve sosyal medya sitelerinden gönderdikleri paylaşımlarla Irak kamuoyunda ve hatta Arap ve uluslararası çevrelerde geniş yankı uyandırdıklarını düşünüyorlar

1 Ekim 2019’da yaşanan protesto gösterilerinin dördüncü yıldönümünde Bağdat'ın Tahrir Meydanı'nda göstericilerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmadan bir kare (AFP)

Bazıları ekranlarda yaptıkları konuşmalarla ya da X platformundan attıkları tweetlerle Irak kamuoyunu meşgul edebileceklerine inanıyor. Ancak bu tür açıklamaların büyük kısmı alay ve küçümsemeyle karşılanırken, bazı blog yazarları sert eleştiriler yöneltiyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Irak'ta vaktiyle siyaset sahnesini kontrol eden totaliter yönetimin kalıntıları bugün halen görülebilir. Bunun belki de en belirgin olanının siyasetçilerin ve onların çevrelerinin konuşmalarına hakim olmaya başlayan siyasi zevzeklik olduğu söylenebilir. Eğer bugün totaliter rejim olsaydı, açıklamalarda bulunmak ve konuşmalar yapmak için medyayı tekeline alırdı. Artık televizyon ekranlarında boy gösteren, sosyal medya hesapları olan ve siyaset programlarında sık sık yer alan siyasi liderlerle ve politikacılarla karşı karşıyayız. Sadece bu kadar da değil, kendilerinin araştırma merkezleri tarafından Irak'ı etkileyen siyasi, ekonomik ve güvenlik krizlerini çözecek vizyona sahip kişiler olarak sunulmalarını sağlayacak yardım arayışına da girmiş durumdalar. Oysa herkes bu krizlerin, siyasi karar üzerindeki baskılarının ve devlet kurumlarını kendileri ve yandaşları adına partizan derebeylikler yapmak için kullanmalarının bir sonucu olduğunu biliyor.

Irak'ın yaşadığı iç ve dış siyasi krizlerin siyasi liderler ve hükümet başkanları tarafından anlatılması, siyasi zevzekliğe dahil edilebilir. Bir siyasetçiyi ya da siyasi parti liderini, başbakanı, bakanı, hatta bir milletvekilini dinlediğinizde yolsuzluk vakalarından, idari ve bürokratik kaosun kaynaklarından bahsettiğine tanık olursunuz. Sanki koydukları kotalar, yaptıkları adam kayırmalar ve belli yerlere olan sadakatleri, bu durumun sorumlusu değilmiş ve tüm bu kaosu ve yozlaşmayı üreten iktidar sisteminde yer almıyormuş gibi eleştirilerde bulunduklarını görürsünüz.
 

Siyasetçilerin sorunu, siyasi söylemle siyasi zevzeklik arasında bir ayrım yapılmamalarıdır.
 

Iraklı siyasi liderler, dünya genelinde sorunları anlaşmazlığın en az olduğu yollardan çözmeye çalışan siyasetçilerin aksine siyasi durumları eleştirerek zevzeklik yapma eğilimindedirler. Sorunlarla oyalanır, onlara kapılır, krizleri sürdürür, hatta bağımlısı olurlar. Genelde çerçevede Iraklı siyasetçiler özelde ise karar vericiler, sorunları kronikleşene kadar topluca ya da ardı ardına üretmekle meşgul olurlar. Bulunduğu makamın sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmak isterler, ama krizleri sadece tanımlayıp teşhis etmekle kalmayıp krizlere çözüm üretmesi gereken iktidar sisteminin bir parçası olarak sorumluluk almak istemezler.

Siyasi zevzeklik, siyasetçilerle halk arasındaki bir tür kopukluğu ifade ederken bu kopukluk siyasi partilerin destekçileri için geçerli değil. Konuşmaların çoğunun, parti liderlerinin önderliğinde gerçek ile gerçek dışı arasında bir mücadelenin yaşandığı ve kaderin onları, vatandaşın çektiği sıkıntılarla ve yaşam gereksinimleriyle hiçbir ilgisi olmayan sloganları ve ideolojileri ifade eden bu mücadeleye liderlik etmeleri için seçtiği yanılsamasından ibaret olduğu söylenebilir. Dolayısıyla iktidarın ve yönetimin dizginleri ellerindeyken direniş ve baskı sloganları attıklarını, siyasi kararlar üzerinde hegemonya kurduklarını ve devletin kaynaklarına ortak olduklarını görüyoruz.

Siyasetçilerin sorunu, siyasi söylemle siyasi zevzeklik arasında bir ayrım yapılmamalarıdır. Oysa siyasi söylem, belirli boyut, amaç ve hedeflere sahip bir siyasi vizyonun temelini oluşturan, felsefi bir temele dayanan ve dilsel söz varlığının tutarlı bir şekilde kullanıldığı bir fikir yapısıdır. Siyasi zevzeklik ise bir siyasetçinin siyasi meselelere verdiği yanıtta kendisini olduğundan daha değerliymiş ve sıradan vatandaşın bilmediği sırlara ve gizemlere biriymiş gibi pazarlamak isteyen siyasi narsisizmi ifade eden boş sözlerden oluşan bir konuşmadır. Konuşmalarının temel dayanağı komplo teorilerine dayanır ve vatandaşların hakkında hiçbir şey bilmediği başarılardan söz eder.

Google ya da YouTube’da birkaç basit tıklamayla yahut sosyal medya sitelerindeki kişisel hesaplarını takip ederek siyasetçilerin çoğunun, siyasi zevzeklik hastalığına yakalandığını ve konuşmaya olan takıntılarının dinleme arzularına üstün geldiğini görebilirsiniz. Çoğu platformda onları dinleyici olarak değil, konuşmacı olarak buluyorsunuz. Bu da siyasi ve toplumsal kültürdeki bir kusurun en önemli göstergelerinden biridir. Hükümet liderlerinin kültürel, akademik ve medya elitleriyle buluştuğu toplantılara şöyle bir baktığınızda en çok onların konuştuğunu ve nadiren dinlediklerini görmek mümkün.

Hükümet yetkililerinin görevden ayrıldıktan sonra yaptıkları konuşmaları ve kaleme aldıkları yazıları siyasi zevzekliğin en öne çıkan örnekleri olarak gösterebiliriz. Örneğin, Irak'ta rejim değişikliğinden sonra ilk başbakan olan İyad Allavi gibi bir siyasetçinin, televizyon ekranlarında yer alan son röportajında ​​‘cesur, atılgan ve becerikli, arkadaşlarına, partisine ve ülkesine sadık’ olduğu için ‘Saddam Hüseyin'e olan sevgisinden’ bahsetti. Saddam Hüseyin rejimine karşı olan bir kişinin, Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi için sarf edilen çabalara katıldıktan yirmi yıl sonra Saddam Hüseyin bu niteliklerle tanımlaması, siyasi tarihini ne kadar küçümsediğini gözler önüne seriyor. Madem Saddam Hüseyin tüm bu nitelikleri taşıyordu, neden ona karşı çıktınız, neden onu diktatör olarak tanımladınız? Tüm bunlar, kendi halkına karşı işlediği suçları ve Iraklıların hayatlarına ve ülkenin servetine mal olan anlamsız savaşları nasıl haklı gösterilebilir?

Irak’ta 2019 yılının ekim ayındaki başlayan protesto gösterileri sonucunda görevinden ayrılmak zorunda kalan eski Başbakan Adil Abdulmehdi, ‘siyasi teorileştirme’ pratiği yapmak için bir kez daha ülkenin siyaset sahnesine geri döndü. Ancak konuşmaları siyasi teorileştirme yapmaktan son derece uzakta, daha ziyade yaşlı kadınların geçmişin ihtişamına dair yaptıkları zevzekliğe yakın bir çizgideydi. Abdulmehdi, televizyon ekranlarından verdiği son röportajında, Ekim 2019’daki protesto gösterilerini ABD’nin kurduğu bir komplonun parçası olarak nitelendirdi. Daha sonra Ekim olaylarının ‘yüzde 99’un meşru talepleriyle’ başladığını, ancak sonrasında ‘DEAŞ’tan, Baas Partisi'nden ve dış güçlerden protesto gösterilerine sızanların olduğunu’ söyledi.
 

Siyasi zevzeklik, kişiselleştirme sorunu olan bir siyasi söylem örneğidir.
 

Abdulmehdi'nin yaklaşımı üzerinde daha çok durdum. Çünkü bu yaklaşım Marksistler tarafından sürekli tekrarlanan protesto hareketlerinin ideolojik bir tanımını, yani ‘lümpen proletaryayı’ temsil ediyor. Marksist literatüre göre Karl Marx'ın lümpen proletarya dediği kesim her aldatıcının ve sahtekarın peşinden koşmaya hazır bir kitledir.

Abdulmehdi, verdiği röportajda ne bu yaklaşımını gözden geçirdi ne de hakkında açılan davaya değindi. O halde yüzde 99'un meşru talepleriyle başlayan, ancak yalnızca yüzde birin bu talepleri etkileyebildiği protestoları siz nasıl tanımlardınız? Yirmi yıldır iktidarın dizginlerini elinde tutanlar topluma nüfuz edemiyor ve onları yönetimlerinin meşruluğuna ikna edemiyorken DEAŞ ve Baas Partisi’ne bağlı örgütlerin, ABD ve İsrail'in halk protestolarında etkili olabilmesi için çalışan kişilerin oluşturduğu yüzde birin yeteneklerini, vasıflarını ve araçlarını neden kendisine sormak istemiyor?

Sayın Abdulmehdi'nin görevi, yirmi yıl sonraki yönetim deneyimini savunmaktan, bu yönetim deneyiminin ürettiği kaos ve yolsuzluk için gerekçeler sunmaya doğru kaymış gibi görünüyor. Irak devletinin ‘hırsız, mafya, milis, mezhepçi bir devlet’ olarak tanımlanmasına karşı çıkan Abdulmehdi, bunları ‘haksız tanımlamalar’ olarak değerlendiriyor.

Öte yandan siyasi zevzeklik hastalığı eski Başbakan Sayın Mustafa el-Kazımi’ye de bulaşmış gibi görünüyor. ‘Yılanlarla dans etmesiyle’ bilinen Kazımi, İngiltere merkezli The Guardian gazetesine verdiği röportajda, “Bir yandan her gün yılanlarla dans ederken diğer yandan onları kontrol edecek bir kaval arıyorum” ifadelerini kullandı.

Kazımi, her ne kadar Irak'taki siyasi kararları ve devlet kaynaklarını kontrol edenlerin bu ‘yılanlar’ olduğunu bilse de kaleme aldığı makalelerde ‘kapsamlı bir uzlaşıya varmak için açık sözlü olunması gerektiği’ çağrısında bulunuyor.

Diğer taraftan siyasi zevzekliğin, Irak'ta yolsuzlukla mücadeleyle ilgili konuşmalarla eşanlamlı hale geldiği söylenebilir. Mevcut Başbakan Sayın Muhammed Şiya es-Sudani, göreve gelmesinin ardından televizyon ekranlarından verdiği ilk röportajında ​​‘yüzyılın hırsızlığı’ diye nitelediği yolsuzluk vakaları hakkında konuşmuş ve eğer bu konuda sorumlulardan hesap sorulmaz ve çalınan para geri alınmazsa o zaman yolsuzlukla mücadeleden bahsetmenin ‘saçmalık, komik ve boş bir söylemden ibaret olacağını’ söylemişti. Fakat hükümetinin göreve başlamasının üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk yılın ardından ne yolsuzlukla çalınan paraların geri alındığını ne de sorumluların hesap verdiğini gördük.

Siyasi zevzeklik, kişiselleştirme sorunu olan bir siyasi söylem örneğidir. Halkın siyasi liderleri sevdiği, eylemlerini ve sözlerini hiçbir değerlendirme yapmadan özümsediği bir ülkede, vatan ve devleti iktidara gelmeleri ya da sembolik unvanları sayesinde liderlere dönüşmüş kişilerin ruh haline indirgeme girişimini ifade eder. Bu yüzden Iraklı siyasetçilerin konuştuğu konuların çoğu, vatandaşın günlük hayatına ilişkin temel ve can alıcı konularla ilgili gösterişli tartışmalarla kamuoyunu oyalayarak halkı kandırmaya yönelik siyasi polemiklerden ibarettir. Burada siyasi liderler, onların destekçilerinden ve fırsatçılardan oluşan çevresi, bu tür polemiklerin desteklenmesinde üstlerine düşen rolü oynarlar.
 

Siyasi liderlerin hepsi, bize Irak'taki tüm krizleri çözebilecek yeteneğe sahip olduğunu söylemek istiyor.
 

Temsilciler Meclisi üyeleri, gözetim ve yasama alanındaki çalışmalarını bırakıp televizyon ekranlarındaki konuşma programlarının daimi konukları haline geldiler. Ekranlardan liderlerinin kanaatlerini dile getiriyorlar ve üst düzey makamların dağılımı konusunda görüş ayrılığı yaşıyorlar. Bu siyasi zevzeklik modeli yalnızca Irak’ta mevcut.

Siyasi liderlerin hepsi, bize Irak'taki tüm krizleri çözebilecek yeteneğe sahip olduğunu söylemek istiyor, ancak sorunun kendisine engel olan başkalarında olduğunu söylemesine gerek yok, bunu artık tahmin edebiliriz. Sonuç olarak bu tür konuşmalar, karizmatik bir siyasi liderliğin varlığının önündeki en önemli engellerden biri haline gelmiş durumda. Dolayısıyla siyasi zevzeklik, sadece ulusal sembolizmi geride bırakmakla kalmadı, yalnızca bir işlevi yerine getirdiğinden onu bir tartışma ve hatta siyasi anlaşmazlık kaynağına dönüştürdü. O bir işlev de toplumu bölüyor, parçalıyor ve toplum, mezhepçi, ulusal ve partizan kantonlar tarafından parçalanmaya devam ediyor.

Siyasi zevzekliği, siyasi sınıf söyleminin popülizminin bir örneği olarak da tanımlayabiliriz. Bu sınıf kendisini, siyasi kulislerde konuşulanları ve düşmanların komplolarını bilecek gelişmişliğe, deneyime, bilgi birikimine ve diğer kitlelerden benzersiz bir konuma sahip kişiler olarak pazarlıyor. Bu nedenle birden fazla cephede mücadele ettiklerini görebilirsiniz. Onları bazen siyasi rakiplerini eleştirirken, bazen de Irak'a ve halkına yönelik bir komplo planladıkları gerekçesiyle bölgedeki komşu ülkelere ya da büyük ülkelere saldırırken görmek mümkün. Tüm bunları da aynı ülkedeki bir başka tarafa karşı mezhepçi ve milliyetçi ifadelerle dolu siyasi söylemle pazarlıyorlar.

Siyasetçiler, amacı devlet kurmak olan siyasi projelerini bozan komploculardan, dünyada hiçbir ülkenin karşılaşmadığı başarılardan, zor koşullar altındaki çalışmalardan, güvenlik ve siyaset alanlarındaki zorluklardan söz ediyorlar. Irak'ın en başarısız ve yozlaşmış ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer aldığını, şehirlerinin çoğunun yaşamak için elverişsiz ve güvenlikten yoksun olduğunu gösteren raporları okumamış gibi görünüyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

DAHA FAZLA HABER OKU