Ahmed Mesud: Bizi destekleyen kimse yok, Taliban dünyanın gözünü korkutuyor

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan tercüme ettiği röportajın tamamı

TASARIM: Jon Berkeley

Londra merkezli Al Majalla dergisinin 11 Eylül 2001 saldırılarının arifesinde öldürülen Afgan lider Ahmed Şah Mesud’un oğlu ve varisi Sayın Ahmed Mesud ile yaptığı röportaj, Taliban’ın politikalarına ve muhalefetin safları birleştirme ve kendisine uluslararası destekçi arama çabalarına dair tartışmanın ortasında yapıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Önde gelen Afgan siyasetçi, Afgan dosyasında yer alan ve bazıları bölgesel dosyaların açılmasına kadar uzanan önemli birtakım meseleler hakkında konuştu. Bu meselelerin başında ise Ortadoğu ve Orta Asya’daki güvenlik ve barış konuları geliyor.

Mesud ayrıca büyük güçleri Afgan muhalefetinin yanında durmaktan alıkoyan güvenlik kaygılarına, Afganistan topraklarının da sahne olduğu uluslararası çekişmeye, “Taliban’ın terörist grupları barındırmasına”, Doha’da yapılan “hataya” ve Afganistan’daki siyasi sürecin taraflarına karşı “Katar’ın tarafsız olmamasına” da değindi.

Al Majalla’dan İbrahim Hamidi'nin Afgan siyasetçi Ahmed Mesud ile yaptığı görüşmenin içeriğinde bu konuların yanı sıra başka konular da konuşuldu.

Şarku’l Avsat’ın  Al Majalla’dan tercüme ettiği röportajın tamamı:

Afgan muhalefetinin konferansının Viyana’daki ikinci oturumuna katıldınız. Bu konferansın amacı nedir?

Viyana süreci, Afganların ortaya koyduğu bir girişimdir ve sadece Taliban’a muhalif olanların saflarını birleştirme değil, aynı zamanda bizzat Taliban da dahil olmak üzere tüm Afganları birleştirme çabasına matuftur.

Özellikle 2019-2020 yıllarındaki Doha konferansında yaşananlardan sonra Doha Konferansı girişimi maalesef ki iyi bir şekilde anılmadı.

Viyana Konferansı, tarafsız bir mekânda yapılıyor. Nitekim çoğu Afgan, Katar’a saygı duymakla birlikte ne yazık ki Afganistan’daki durum konusunda tarafsızlığını koruyamadığını düşünüyor. Katarlılar, dünyanın gözünde barış elçileri olarak görülseler de tüm Afganların yanında yer almak yerine Taliban’ın tarafında gibi görünüyor. Afganistanlıların gözünde Katar böyle.

Bu yüzden Viyana, Afganistan’daki durum açısından Avrupa ve dünyada tarafsız bir mekân. Bu konferans Avrupa’da düzenlense de Afganların öncülüğündeki bir Afgan girişimidir.

Nihai hedefi, tüm tarafları bir araya getirmektir: Taliban, muhalefet ve dahi izleyen ve bekleyen insanlar. Belki Afganlar olarak biz sonunda bir araya gelip de şu soruları sorarız: Neredeyiz biz? Son 50-60 senede ülkemizde neler oldu? Niçin savaşmaya devam ediyoruz? Neden diyalog yoluyla çözümü mümkün meselelerde zaman zaman savaşa başvuruyoruz? Niye bazen bölgesel güçler ile büyük güçler gibi başkalarının savaşlarına ortak oluyoruz? Afganistan’daki bu vaziyetin sebebi ne?

 Mevcut duruma itiraz eden herkesin atması gereken ilk adım, bir diyalog platformu oluşturmaktır. Tüm meseleleri birlikte konuşmalıyız.   

Afganistan üzerine düşününce Ruanda’daki değişim aklıma geliyor. Afganistan’da da benzer bir dönüşüm yaşanmasını temenni ediyorum hep. Gidişatı değiştirip büyük bir dönüşüm gerçekleştirmeyi başardılar. Afganistan’da bizim de bu dönüşümü gerçekleştirmek için gerekli bileşenlerimiz var, ama bunu başarmak için tek yolumuz diyalog. Bunun için mevcut duruma itiraz eden herkesin, askerî çözüme inananlar ya da askerî olmayan direnişe inananların, Afganistan yönetiminin İslami bir yönetim olması gerektiğine inananların, laik bir yönetim olması gerektiğine inananların, her neye inanılırsa inanılsın, atması gereken ilk adım, bir diyalog platformu oluşturmaktır. Tüm meseleleri birlikte konuşmalıyız.

Sonra müzakere yürütmek ve Afganistan’ın geleceği adına bir çözüm bulmak için Taliban’ı da yanımıza çekmemiz gerek. Belki 50 yıllık deneyimler ve iç çatışmalardan, başka ülkelerin savaşına ortak olduktan ve başka ülkelere iç işlerimize karışıp taleplerini bize dikte etme izni verdikten sonra bu defa birlikte, yani biz, Taliban ve diğer pek çok grup olarak bir çözüm bulmak adına diyalog başlatırız.

Benim nihai hedefim, diyalog ve anlaşmalar yoluyla nihayetinde Afganistan’ın büyük bir değişime ihtiyacı olduğu konusunda bir görüş birliğine varılmasıdır.

Bu konferansınızda ne tür bir destek elde edeceksiniz? Her gün haberlerde gerçekliği kabullenip Taliban’la iş yapmak isteyen ülkelerin sayısının arttığını duyuyoruz?

İki farklı şey var: Gerçekler ve Afgan halkının talepleri. İşin aslı Taliban şu an Kabil’de iktidarda ve hükümetler, endişelere ve mevcut güvenlik durumuna dayalı olarak Taliban’la iş yapıyor. Bununla beraber bu işlemlerin çoğu stratejik değil, taktiksel. Zira bu hükümetler, Afganistan’da içerinin desteğini alan bir hükümet olmadığı sürece Taliban’la iş yapmanın stratejik olmayacağının farkında. Nitekim Taliban hareketi, içeride bir meşruiyete veya Afgan halkının desteğine sahip değil. Afgan milletinin onayını ya da onu kendine yabancı gören Afgan halkının rızasını alamadı. Bu sebeple Taliban hareketi, son iki yılda önde gelen herhangi bir şahsiyeti Afganistan’a geri getiremedi, ülke içinde birliği sağlayamadı ve Afgan halkına Taliban’ı Afganistan’ın yöneticileri olarak kabul ettirecek hiçbir gelişme göstermedi. Dolayısıyla Afganistan’da iç uzlaşmayı sağlayamadı ve içeride meşruiyet kazanamadı. Bunu yapamadığı takdirde dışarının Taliban’a yaklaşımı taktiksel olmaya devam edecektir. Bu anlaşılır bir durum.

Bölgenin dört bir yanına pek çok ziyarette bulunmuş biri olarak ben, Taliban’la bölgesel ilişkilerin güvenlik kaygılarına dayalı olduğunun tamamen farkındayım. Zira Taliban, etkinliğini sürdürmek için rehine taktiğini kullanıyor. Üstelik Taliban, şu an Ukrayna’daki savaş, Batı’nın zayıflığı, Doğu’daki güçlerin yükselişi ve Batı ile Doğu arasındaki karşılaşmalar sebebiyle dünyanın sahne olduğu gerilimi iyi kullanıyor.

Afganistan, tüm dünyanın uzak durmaya çalıştığı sıcak bir nokta sayılır. Washington’daki yetkililer, burada yaptıkları korkunç hatalar ve kendi sorunları sebebiyle Afganistan’da olup bitenleri görmezden gelmeye çalışıyor. İşin aslı olayların üzerini örtüp olan bitenden haberdar olmadıklarını iddia etmeye çalışıyorlar. Taliban, dünyadaki bu gerilimin farkında ve Afganistan’a özel planını yaparken bu durumu kullanıyor. Mevcut durumdan tamamen fayda devşiriyor. Bu nedenle Afganlar olarak bir arada durmalı ve geleceğe hazırlanmalıyız.

Bir iki ay içinde Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ikinci yıl dönümünü idrak edeceğiz. Hareketinize ve vizyonunuza destek düzeyinde bir artış mı gördünüz yoksa düşüş mü?

Taliban gerçeği günden güne daha belirgin bir şekilde görülüyor. Belirtmek isterim ki benim Peşaver’e gidişim, Taliban’a karşı bir askerî direniş oluşturmak için değildi. Ben sadece halkımla birlikte olmak ve Taliban’la diyalog kurmak istemiştim. Molla Abdülgani Birader ve Molla Muhammed Yakub Mücahid ile konuşmaya çalıştım. Katar’da Siraceddin Hakkani ve Molla Emir Han Muttaki ile görüştüm. Pakistan İç İstihbarat Başkanı (ISI) Feyz Muhammed ile de Pakistan’da iletişime geçtim. Ayrıca Taliban’la iletişim halinde olan Kabil’deki İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Temsilcisiyle de temas kurdum. Aynı şekilde biri alimlerden, diğeri siyasetçilerden oluşan iki heyet de tayin ettim. Tüm bunlar, savaştan kaçınmak içindi.

Taliban, Devlet Başkanı Eşref Gani’nin görevden ayrılmadan önce barış sürecini bozmaya çalıştığını ve barışın bu sebeple gerçekleşmediğini iddia ediyordu. Biz barış görüşmelerini sürdürmeyi istiyoruz. Sebebin Gani olduğunu söylemiyorlar mıydı?! Tamam işte, Gani gitti; hadi gelin diyalog kuralım.

Siz hükümetinizi zorla ve silahla dayatmaya çalıştıkça Afganistan’ın meşru bir hükümeti olmayacak. Ben buraya savaş başlatmak için gelmedim; sizinle konuşmak için geldim. Afganistan’ın geleceğine dair vizyonunuz ne? Afganistan’ın geleceği için ne istiyorsunuz? Gelin, bu geleceğin temellerini atalım. İç meşruiyet yoluyla her şey olabilir. Bu yüzden gelin, yan yana oturmak için tüm taraflara davet gönderelim. Şimdi Kabil’den kendi hükümetinizi kurmayacağınızı ilan edin. Gelin, halk meclisi seçmek için bir araya gelelim. Gelin, bir seçim ya da referandum yapalım. Gelin, beraber konuşalım. Geçmişi unutup halkın iradesini ortaya koyan meşru bir hükümetin yolunu hazırlayalım.

Gelgelelim Taliban’ın cevabı şu oldu: Biz senden sadece teslim olmanı istiyoruz. Afganistan’ın geleceğini herhangi biriyle tartışmak istemiyoruz, çünkü biz burayı galebe çalarak ele geçirdik. Evet, “galebe çalmak” tabirini kullandılar. Ben biraz İslam ve de fıkıh eğitimi aldım. Basit eğitimim sayesinde, sadece bir din öğrencisi olup dinde fakih bir alim olmamama rağmen iyi biliyorum ki bu sözün dinde bir aslı yok ve galebe hükümetinin İslam dininde, özellikle de benim mensubu olduğum ve Taliban’ın da mensubu olduğunu iddia ettiği Hanefi mezhebinde karşılığı yok.

Tüm bunlara rağmen Taliban, aklın sesine kulak vermek istemedi. Hayır, biz senden sadece teslim olmanı istiyoruz. Peşaver’de, Kandahar’da ve bu ikisini çevreleyen bölgede savaş ve barış konusunda karar sahiplerinin alimler olabileceğini söyledik. Bu onların kararı ve halkın kararı. Söylediklerinizden, yaptıklarınızdan ve kendinizi tanıtma biçiminizden ötürü Taliban’la aynı fikirde olmayacağım. Değişmediniz ve öğrenmediniz. Basit bir şekilde bu, vahşetin ve aşırılığın devamıdır. Ne yazık ki Taliban, alimlere kulak vermedi, siyasi heyeti dinlemedi. Savaşı durdurmak için dışarıyla iletişim kurma girişimlerimizi yok saydı, bize saldırdı, çocuklara ve kadınlara saldırdı. Savunma dışında başka bir seçeneğim kalmadı. Biz karşı koyar koymaz millet bizim arkamızda onlara karşı ayaklandı. Kadınlar, sokağa çıktı, insanlar dünyanın farklı şehirlerinde protestolara başladı. Dünya, Afganistan halkının Taliban’ı kabullenmediğini gördü. Çok güçlü bir hareket vardı. Şu an biz konuşurken direniş yayılıyor. Henüz hareketin başlangıcındayız; bu hareket daha da genişleyecek. Dış desteğe gelince; bizi destekleyen bir tane bile ülke yok.

Fransa size biraz destek veriyordu. Bunu durdurdu mu?

Elimizdeki şey, dünyanın manevi desteği; hepsi bu. Belki bazı ülkeler, Taliban’ın vahşetini bir nebze olsun anlıyor ve manevi destek sunuyor. Ama gerçek bir destek yok. Ancak Allah (azze ve celle) katından mümkün olan en büyük desteği alıyoruz. Halk da bize destek veriyor. Dünyanın bu aşamada, bu topraklar üzerinde bir şeyler yapmak için çok fazla sorunu var. Batı, Afganistan’da bitkin düştü. Afganistan’da 20 yıl kaldılar ve kötü politikaları, kötü yönetimleri ve yanlış değerlendirmeleri sebebiyle epey başarısız oldular. Bölge ülkelerinin de güvenlik kaygıları var. Taliban; Ensarullah, Doğu Türkistan İslam Hareketi, Özbekistan İslam Hareketi, Pakistan Talibanı Hareketi ve benzer pek çok bölgesel terör gruplarını elinde tutuyor. Taliban tüm bu grupları kontrolünde bulunduruyor ve dünyadan muhalefetle değil, yalnızca kendileriyle iş yapmasını talep ediyor. Yoksa tüm bu teröristleri “serbest bırakacaklar”. Fidye, rehine ve korkutma taktikleri kullanıyorlar. Bölgede bu yolu tutuyorlar, diplomasi yolunu değil.  

Sizin neyi reddettiğinizi biliyoruz; çeşitli vesilelerle bunu dile getirdiniz ve şimdi de tekrarladınız. Peki Afganistan için ne tür bir vizyonunuz var?

Buna cevabım çok kısa. Ben tek bir şey istiyorum: Afganistan halkının kendi geleceğini tayin edebilmesi; bu kadar. Ben zorbalık ya da diktatörlük istemiyorum. Halkın ne Taliban ne ben ne Batı ne de Doğu tarafından dayatılmış bir hükümeti olsun istemiyorum. Biz, bize Rusların dayattığı otoriter bir hükümete karşı mücadele ettik ve onlara karşı savaştık. Maalesef Pakistan tarafından dayatılan ve Taliban rejiminin iktidara geldiği ilk deneyimde de dış güçler tarafından ve silahlı çatışma yoluyla Taliban’ın bize dayatılmasından memnun değildik.

Taliban, gerçekten Afganistan halkını temsil ettiğine inanıyorsa, hadi gelin madem, onları dinleyelim ve seçim yapalım. Afganistan halkı, biz Taliban yönetimini istiyoruz, derse bunu tartışmasız kabul edeceğim. Kabil’de, Mezar-ı Şerif’te, Belh’te, Herat’ta veya herhangi bir yerde bir üniversite hocası olacağım, tüm siyasi faaliyetlerime son vereceğim ve ülkemin bir vatandaşı olarak Taliban yönetimini kabulleneceğim.

Ama buna insanlar karar vermeli. Halkın kararlarına saygı duyacağız. Halkımızın bir iradesi, aklı, görüşü ve geleceğini tayin etme hakkı var. İnsanlara bir şeyi dayatabileceğiniz ve insanların bunu anlamayacağını düşünebileceğiniz eski çağlarda yaşamıyoruz. Bu, Afganistan halkına saygı duymamaktır. Bizim istediğimiz, sadece Tacikleri, Peştunları ve Hazaraları değil, tüm Afganistan’ı temsil eden bir hükümet. Tüm Afganistan’ı… Elbette toplumsal adalet, birlik ve tüm Afganlarla iyi ilişkiler de istiyoruz. Ama bunlar, ikinci aşamada. Her şeyden önce insanların karar vermesi gerekir. Bizim insanlara bir şey dayatmamız değil, onların istedikleri şeye karar vermeleri lazım.

Mesela Afgan Ulusal Cephesi, Profesör Burhaneddin Rabbani liderliğindeyken babam, 2001 yılında El-Kaide tarafından öldürüldü. Cephe, üstün gelince kendi hükümetini halka dayatmadı, Bonn Konferansı’nı kabul etti ve Afgan topluluklar ve diaspora gruplarının yanı sıra dünyanın dört bir yanından farklı tüm grupları çağırdı. Şimdi biz Kabil’deyiz, kendi hükümetimizi dayatmak istemiyoruz, dediler, gelin bir geçiş hükümeti kuralım, sonra da seçim yapalım. Böylece Afganistan’ın geleceği için yolu açıyorduk. Herkes bunu kabul etmişti.  

Şimdi Taliban’ın da hükümetini dayatmaması gerekiyor. Afgan halkı bunu ne bugün ne yarın ne de öbür gün kabul edecek. Bu yine bir felaket reçetesidir. Gelin, gelecek için yolu açalım, tüm tarafları çağıralım ve kararı Afganistan halkının vermesi konusunda ısrarcı olalım.

Babanız Sovyetlerle ve Taliban’la savaştı. Siz neden şimdi Taliban’la savaşmıyorsunuz?

Taliban’a karşı savaşıyoruz ve direniyoruz. Taliban’a karşı askerî olarak savaşan başkaları da vardır belki. Öne çıkan güçler, şu an Taliban’a karşı savaşıyor. Geçen yıl Taliban, bizimle olan savaşında binlerce kayıp verdi. Biz de o savaşlarda 400 kişi kaybettik. Onların helikopterlerinden birini düşürdük ve birçok araçlarını imha ettik. Bu, devam etmekte olan bir savaş. Taliban’a karşı direnişe yeni başladığımızı, henüz emekleme aşamasında olduğumuzu dikkate alıyoruz. Bir yardım almadan Taliban’a karşı direnişimize başlayalı daha bir yıl oldu.

Afganistan’daki NATO varlığından ötürü Taliban birçok bölgesel ve dış desteğe sahip. Çünkü NATO’ya karşı çıkarak Taliban’ı desteklemede stratejik bir menfaatleri var. O zamanlar bu, Taliban’ın soldan ve sağdan, batıdan ve doğudan iç içe geçmesinin bir karışımıydı. Hareket, bu büyük ve olağanüstü oyunlar sayesinde kuruldu. Her zaman dışarıdan destek alıyorlardı ve elbette uyuşturucu ve afyondan kaynaklanan para akışından fayda sağladılar. Direniş ise sadece Afgan halkının cömertliğine ve Afgan halkının taleplerine dayanıyor.

Sizce bu savaş, uzun bir süre devam eder mi?

Taliban aynı yolda devam ederse, dünya aynı kafa karışıklığını sürdürürse ve yakın zamanda bir siyasi çözüme varamazsak bu mesele devam etmekle kalmayacak, daha da büyüyecek. Şu anda Afgan halkının çoğunluğu, hatta Taliban hareketi içindekiler bile mevcut durumdan hoşnut değil. Siraceddin Hakkani’nin Taliban’a karşı duygularını dile getirdiğini ve Abdüsselam Hanefi’nin de memnun olmadığını işittik. Çevrelerindekilerin birçoğu onlara karşı olduklarını ifade ediyor ki bunlar, Taliban hareketi içindeki ana güç akımını temsil ediyorlar. Yani memnun olmayan yalnızca muhalefet değil; bizzat Taliban içinde de ülkeyi yönetme biçimlerinden memnun olmayan kişiler var.

Afganistan’ın teröristler için güvenli bir yuva haline gelmesinden epey endişeli olduğunuzu belirttiniz sanki. Açıklayabilir misiniz lütfen?

Halihazırda Afganistan’da 21’den fazla terörist grup mevcut. Mutlu ve özgür bir şekilde yaşıyor, asker topluyor ve eğitim görüyor. El-Kaide’den Ensarullah’a, Pakistan Talibanı’ndan Doğu Türkistan İslam Hareketi’ne, Özbekistan İslam Hareketi’nden DEAŞ’a, daha niceleri… Afganistan, teröristler için güvenli bir sığınağa dönüşüyor. Nitekim Irak, Suriye ve farklı ülkelerde serbestçe hareket edip faaliyetlerini yürütebiliyor ve sonra operasyonda bulunmak, insanları görmek ve asker toplamak için Afganistan’a dönebiliyorlar. Afganistan ayrıca, Taliban’ın Afganistan’da izlediği yolu sürdürürse başarılı olup zafer kazanacaklarına ve dünyanın da onlarla ilişki kurmaktan başka seçeneği kalmayacağına inanan pek çok terörist grubun yanı sıra Pakistan Talibanı’nın zaferi için bir sembol haline de geliyor.

Afganistan bugün bu gruplar için güvenli bir liman haline geldi. Az önce bahsettiğim şeylere dair belirgin kanıtlarımız var. Onların varlığına, asker alımlarına, eğitimlerine, arzularına, daha da hırslandıklarına ve kan dökmeye devam etmeye kararlı olduklarına dair güçlü kanıtlara sahibiz. Zira Taliban, Afganistan’da bunu yapabiliyorsa dünyanın tek yaptığı şeyin sadece izlemek olduğuna ve dünyanın bu hareketi bir gerçeklik olarak kabul ettiğine inanıyorlar. Onlara göre Taliban’ın yöntemini sürdürürlerse ve onun deneyimini kopyalarlarsa dünyanın onlarla iş yapmaktan başka çaresi kalmayacak.

Bazı hükümetlerin temsilcileri, kendileriyle bu bilgileri paylaştığınızda size ne diyor?

Belirtmek isterim ki dünyada bir kafa karışıklığı hâkim ve devletler, esasında Taliban’a onu Afganistan’da kontrol altına alacak şekilde yaklaşıyor. Bu, Afganistan’daki cihadın sonrasında yaşananlarla birebir örtüşüyor. Nitekim birçok Arap savaşçı, Sovyetlere karşı savaşmak ve cihat etmek için Afganistan’a geldi. Ülkelerine dönmek için geri çekildiklerinde hükümetleri onlarla sorunlar yaşadı. Aslında bir tehdit teşkil ettikleri gerçeğini yavaş yavaş görüyorlardı. Farklı bir mekanizmayla onları tekrar Afganistan’a gönderdiler.

Böylece Afganistan, diğer hükümetlerin ve devletlerin çürük meyve olarak gördüklerini barındıran bir mekân haline geldi. Onlar Afganistan’a çürük meyvelerini depoladıkları bir yer olarak bakıyor. Ne yazık ki Afganistan’da olan da bu.

Yeter ki terör diğer ülkelere yayılmasın, öyle değil mi?

Terör muhakkak yayılacak. Bunun açık delilini Pakistan’da görüyoruz. Pakistan, Afganistan’ın teröristlerin kontrol altına alınacağı bir yer olacağını düşünmüştü ama şimdi bunun hiçbir şekilde mümkün olmadığını görüyorlar.

Taliban, Pakistan’da birkaç saldırı başlattı bile…

Şu an Pakistan’da olanlar, son on yılda olanların en kötüsü. Zira Belucistan, Hayber-Pahtunhva ve Pakistan’ın farklı noktalarında saldırılar ve cinayetler devam ediyor ve önceden desteğini aldıkları stratejik ortaklarını kaybediyorlar.

Babanız öldürülmeden önce El Kaide için bir tehdit oluşturuyordu ve öldürüldü. Sonra 11 Eylül saldırılarına şahit olduk. Sizce bazı ülkeler aynı hatayı tekrar edip de Afganistan’ın teröristler için güvenli bir sığınağa dönüştüğü konusundaki uyarılarınıza kulak vermez ve sonra bedel öderler mi?

Kesinlikle. Bu sefer iş, çok daha kötü olacak. Bu kez yüzleşeceğimiz sorun, sadece çeşitli ülkelerde terör saldırıları olmayacak. Olan bitenleri taklit edecekleri için organize bir hareket görülecek ve o zaman Taliban zihniyeti yaygınlaşacak. Katılım ve belki de tanınmak için şu aşamada çekiniyorlar. Ama kesinlikle Pakistan Talibanı hareketini destekliyorlar. Örneğin geçen yıl kendimizi Taliban’ın barbarlığına ve vahşiliğine karşı savunmak için Afganistan’daki en büyük ekipman ve mühimmat alıcısıydık. Ancak bu yıl, bütçemiz geçen yıldan bu yana ikiye katlanmasına rağmen 10’uncu sıraya bile çıkamadık, çünkü son yıllarda bizimkinden çok daha büyük bütçelere sahip ve her şeyi alan gruplar var ve bu yüzden işler gerçekten maliyetli hale geliyor.

Mesela kendimizi savunmak için bir kalaşnikofu 80 bin afganiye alıyorduk, şimdi 200 bin afgani.

Pakistan Talibanı hareketi, listenin ilk sırasında. İkinci sırada DEAŞ ve sonra çeşitli gruplar, NATO’nun Afganistan’da bıraktığı milyarlarca dolarlık mühimmatı satın alıyor. O mühimmat neden Afganistan’da bırakıldı, bilmiyorum. Bu başlı başına bir mesele. Neyse, bunları satın alıyorlar. Bence Pakistan Talibanı, bu defa taktiklerini daha ciddi bir karşılaşma olacak şekilde değiştirdi. Eskisinden çok daha kötü olacak.

11 Eylül saldırılarından daha beter bir şeye tanık olacağımızı mı iddia ediyorsunuz?

Muhakkak. Çünkü bu şeyler, bir kez daha kıvılcım oluşturdu. 11 Eylül olaylarını, petrol tankerine ve elçiliğe saldırıyı tutuşturan kıvılcım. Göreceğimiz şey, devam eden tehdittir. Zira şu an kendi ideolojilerini, sistemlerini ve hükümetlerini Pakistan halkına dayatmak istiyorlar. Şimdi Pakistan Talibanı’nın talebi, hükümeti ele geçirmek, iktidarı devralmak ve egemenliğini Pakistan’ın bir kısmına yaymaktır. Talepleri artık Pakistan’ın istikrarını sarsmak değil, ciddi bir tehdit oluşturmak.

Hedefleri, Suriye ve Irak’ta olduğu gibi bir “Hilafet Devleti” kurmak mı?

Bence bu aşamada o ismi vermeyecekler, ama onları bir araya getiren nihai hedef bu. Şu an toprakların kontrolünü ele geçirmeye çalışıyorlar. Geçmişte çabaları bu doğrultuda değildi. Ama şimdi kesinlikle bölgesel düşünüyorlar.

Bazı ülkelerden Taliban’ın tanınmasının talep edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yine aynı sorun. Savaş, Taliban’a karşı. Biz Taliban’a karşı savaşırken Bonn Konferansı sırasında Afganistan’da olan Prof. Burhaneddin Rabbani’nin dünyaya çağrıda bulunup tüm temsilcilere Bonn Konferansı’na Taliban temsilcilerinin de katılması gerektiğini söylediğini net bir şekilde hatırlıyorum. Liderimiz, şehit komutanımız Prof. Burhaneddin Rabbani şunları söylemişti: Artık Afganistan’da yeni bir dönem başladı. Taliban’ı dışlamayın. Taliban da katılsın ki Afganistan’daki çatışmayı sonsuza dek bitirebilelim. Ama Amerikalılar o zaman bu fikre şiddetle karşı çıkıp dediler ki ya bizimle ya bize karşı. Hiçbir Taliban temsilcisinin katılmasına izin vermediler.   

Şimdi Amerikalıların, Batı’nın ve dünyanın aynı hatayı yaptığı bir aşamadayız. O zaman bizi dinlemediler. İşte şimdi yine dinlemiyorlar. Demek istiyoruz ki her şeyden önce kim olursa olsun hükümetin Afganistan’ın kendi içinde tanınması gerekir. Amerikalılar, Afganlar olarak biz kendi aramızda bir anlaşmaya varmamışken Taliban’la bir anlaşma imzalayarak büyük bir hata yaptılar. Amerikalılara hiçbir şey imzalamayın dedik; Afganistan’dan ayrılmak istiyorsanız ayrılın, ama hiçbir anlaşmaya imza atmayın, zira Afganlar olarak bizim kendi aramızda bir anlaşmaya varmamız gerek; ne zaman bir anlaşmaya varırız, o zaman istediğiniz yapabilirsiniz. Daha önce bir hata yaptılar ve bu, tüm bu çöküşe ve ardından gelen üzücü hadiselere sebep oldu.

Şimdi de Doha’da bir konferans düzenleyerek aynı hatayı yapıyorlar. Burası, ilk Doha konferansından ötürü maalesef ki iyi bir üne sahip değil. Katarlı yöneticilere ve yaptıklarına saygım var. Ama ilk Doha konferansından önce işlerin idaresinde izlenen yol, Afgan halkının ağzında hâlâ acı bir tat bırakıyor. İşleri çok daha iyi, ilerici ve yapıcı bir şekilde idare edebilirlerdi.

Bir kez daha söylüyoruz: Afganistan’daki durumu anlamadan, Afgan halkının acılarını duymadan, Afgan halkının taleplerini idrak etmeden Afgan halkının talepleriyle tamamen çelişen bir söylem doğrultusunda ilerliyorlar.

Bu iş, yine felaket için uygun koşullar oluşturacak. Bu bir felaket reçetesi.

Dünya aynı hatayı defalardır tekrar mı ediyor?

Maalesef ki Afgan meselesinde, evet. Çünkü Afgan halkını dinlemiyorlar.

Son birkaç haftada bazı ülkeler ve hatta İran, sanırım büyükelçilikleri Taliban’a teslim etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu, o ülkelerin kararı. Bu konuda söyleyecek sözümüz yok. Elbette Afganistan halkı olanları unutmayacak; hayatının en karanlık ve zorlu saatlerinde yanında kim durdu kim durmadı, hatırında tutacak. Unutmayacağız. Ama bu, o ülkelerin kararı.

Müsaadenizle size şu an birçok ülkenin Taliban’ı bir bıçak olarak gördükleri için onunla içli dışlı olduklarını söyleyeyim. Bu bıçağın Çin’in eline düşmesinden, ABD tarafından ve güney, batı, doğu ve kuzey tarafından kullanılmasından korkuyorlar… Bu bir yıkım ve savaş aracı. Dolayısıyla çeşitli ülkeler ve birçok taraf, bu aracın düşman ellerine düşmesinden endişe duyuyor. Bu sebeple bu ülkeler, içlerinden birini yaralamak için kullanılan bir araç olmasını istemedikleri için Taliban’la irtibatı sürdürmek istiyor. Bizim de irtibatta olduğumuz bu ülkeler, Taliban hareketinin stratejik bir ortak olamayacağının farkında… Taktiksel bir ortak olur evet, ama stratejik bir ortak olmaz.

Pek çok araştırmacının dediği gibi Afganistan, geçen yüzyılın başında Britanyalılardan beri tüm imparatorlukların, sonra Sovyetler Birliği ile Amerikalıların mezarı oldu. Sonraki kim? Bazılarına göre Çin. Sırada kim var?

Bence Çin, çok temkinli adımlar atıyor ve Afganistan’a gelmeyecek. Çin’in taktikleri, Çin’in nüfuzu… Afrika ve Güney Asya ülkelerine bakarsanız Çin tamamen farklı bir yol izliyor. Ben Çin’in, Afganistan’ı işgalciler gibi etkileyeceğini ya da Afganistan’ı onların tarzında işgal edeceğini sanmıyorum.

Ancak net bir şekilde söylüyorum ki herhangi bir devlet, benim ülkemi işgal ederse o devlete karşı savaşmak için Taliban’la omuz omuza veririm. Biz, herhangi bir devletten Afganistan’ı işgal etmesini istemiyoruz ve onun işgalini kabul etmiyoruz. Çin ya da bir başka güç, hiç fark etmez. Benim babam bir özgürlük savaşçısı ve gerçek bir vatansever idi. Ben de onun gibiyim. Bizim dünyadan istediğimiz şey, şu anda bile Afganistan’daki durumu göz önüne almaları ve Afganistan halkına yardım etmeye dikkat etmeleridir. Biz Afganistan’a hiçbir şekilde askerî bir müdahale istemiyoruz. Bunu ne 2001’de istedik ne Sovyetler zamanında ne de ondan önce.

Bu topraklarda asker istemiyoruz, ama Afganistan’daki halka yardım, kesinlikle farklı bir konu.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ümmetin rolü, İslam ülkelerinin rolü bugün özellikle sizin derginizle (Mecelle), hakkında konuşmak istediğim bir konu. Ümmet olarak biz, birçok şeyi unutuyoruz, Müslümanlar olarak birçok şeyi unutuyoruz. İslam ülkelerinin birbiri ardı sıra felaketlere ve sorunlara düşmesine müsaade ediyor ve gerçek anlamda hiçbir şey yapmıyoruz.

İslam ülkelerini Afganistan’daki duruma, Suriye’deki duruma ve son olarak barışın tesis edilmesi için müdahale etmeye çağırıyorum. İki kardeş ya da küçük ya da büyük iki taraf bir sorun yaşayıp birbirleriyle savaştıklarında İslam ümmetinin ve İslam ülkelerinin arabuluculuk yapması ya da müdahale etmesi, her iki tarafın da hükme rızası ve saygısıyla hakemlik yapması ve arayı bulması gerekir. Taraflardan biri bu cemaatin ya da hakemin hükmüne rıza göstermezse o zaman tüm Müslümanlar ona karşı birleşmelidir. Zira ne şekilde olursa olsun hükmün bozulması, bir nevi fitnedir.

Şark'ul Avsat

 

DAHA FAZLA HABER OKU