Düzce depreminin 23. yıldönümü: Dersler çıkartıldı ama afetlere karşı hazırlıkta eksiklikler var

Yaklaşık 18 bin insanın can verdiği 17 Ağustos'tan 88 gün sonra Marmara 7,2 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. 12 Kasım saat 18.57'de yaşanan depremde 845 yurttaş öldü. Türkiye, aradan geçen 23 yılda afetlere ne ölçüde hazırlıklı?

"Sesimi duyan var mı?"

"Orada kimse var mı?"

Bu soru cümleleri, kim bilir kaç enkazın başında kaç kere tekrarlandı.

Bazen derinlerden cılız sesle karşılık verildi. Her can kurtarıldığında umutlar çoğaldı.

Fakat çoğu zaman enkaz altından pek çok cansız bedenle karşılaşıldı.

Zira Anadolu coğrafyasında sayısız deprem yaşandı. Çünkü Türkiye deprem kuşağında.

Çok fazla gerilere gitmeye gerek yok. 1930'da Hakkari'deki yıkım başta olmak üzere birçok depremde çok sayıda vatandaşını kaybetti Türkiye.

En büyük can kaybının yaşandığı deprem ise 1939'da Erzincan'da yaşandı.

Burada 32 bin 962 vatandaş enkaz altında kalarak can verdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Anadolu'da 1930 yılından bu yana meydana gelen pek çok depremin arasında fazla can kaybına neden olan zelzelelerin bir kısmı şöyle:

 

Yıl Yer   Büyüklük  Can kaybı
1930  Hakkari   7,2 2514
1939  Erzincan  7,9  32962
1942   Niksar 7,0  3000
1943   Tosya-Ladik 7,2 2800
1944   Bolu-Gerede 7,2  3959
1966 Varto  6,9  2394
1970   Gediz  7,2   1086
1971   Bingöl  6,7  878
1975   Lice   6,9  2385
1976  Çaldıran 7,2  3840
1983 Erzurum 6,8 1155
1999  Kocaeli 7,4   17127
1999   Bolu-Düzce   7,2   845


 

Liste çok uzun. Sonraki yıllarda da pek çok deprem meydana geldi. 2011'de Van depremle sarsıldı, 604 kişi hayatını kaybetti.

2020'de bu sefer İzmir Bayraklı'da binalar yerle bir oldu. Büyüklüğü düşük olmasına rağmen 117 vatandaş yaşamını yitirdi.

Her depremde can kayıplarının yanı sıra yüzlerce insan da yaralandı.

Ciddi anlamda maddi kayıplar yaşandı. Bu beraberinde psikolojik travmalara yol açtı.

Düzce-Bolu depremi de Marmara'daki sarsıntıdan 88 gün sonra meydana geldi.

Bu deprem yine tüm Marmara bölgesindeki kentlerde hissedildi. Ama en çok Düzce ve Bolu'yu vurdu.

Dile kolay 845 vatandaşın yaşamı enkaz altında son buldu.

 

Düzce depremi-4.jpeg
2000 yılında önce yapılan birçok yapının yaşanacak depremde yerle yeksan olacağı belirtiliyor / Fotoğraf: AA



Bu depremin üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen neden olduğu yıkım hala hafızalardaki yerini koruyor.

Yakınlarını kaybedenler, yaşananları her yıldönümünde tekrar yaşıyor.

Kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları (STK) farkındalık oluşturmak için çeşitli etkinlikler düzenliyor.

Bunlardan biri de İçişleri Bakanlığı'na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD).

AFAD, Düzce-Bolu depreminin 23. yıldönümünde tam da sarsıntının meydana geldiği saatte (18.57'de) "çök-kapan-tutun" gerçekleştirdi.

Peki Türkiye'nin deprem kuşağında yer aldığı gerçeğine rağmen yaşanan hadiselerden ders alındı mı? Türkiye olası afetlere hazırlıklı mı?

Konunun uzmanları Düzce-Bolu depreminin yıldönümünde Independent Türkçe'ye değerlendirmelerde bulundu.

 

1566194668959-233223.jpg
Hem 17 Ağustos hem de 12 Kasım depremlerinde binalar, kağıt gibi yıkıldı / Fotoğraf: AA



"Okullar ve hastaneler elden geçirildi, birtakım tedbirler alındı"

Başkent Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Polat Gülkan'a göre depremlerden ders çıkartılmadığı değerlendirmesi haksızlık. 1999'da önce Marmara sonra aynı yıl içinde Bolu-Düzce depreminde Türkiye bazı dersler aldı.

Bunların arasında zararlarının azaltılması, afetlerin birer felakete dönmemesi için atılması gereken adımların atıldığı ve bazı tedbirlerin alındığını ifade eden Gülkan, "Ciddi tedbirlerin alınması gerekliliği maalesef Dünya Bankası tarafından öğretildi. Çünkü her iki depremden sonra Türkiye, Dünya Bankası'ndan ve diğer uluslararası finans kuruluşlarından ciddi miktarda borç para aldı" dedi.

Bu kapsamda öncelikle Adapazarı, İzmit, Düzce ve Yalova'da depreme dayanıklı deprem konuklarının yapıldığını hatırlatan Gülkan, "Bunlar acil işlerdi. Bundan sonra altyapı tesislerine geçildi. Depreme karşı dayanıklı konutlar, okullar, üst yapılar, hastaneler ve diğer resmi binalar elden geçirildi. Gerekli görülen binalar güçlendirildi. Ayrıca birtakım kanuni tedbirler de alındı" diye konuştu.

"Problemin kaynağı imar düzensizliğimizdir"

Zorunlu deprem sigortasının (DASK) atılan bu adımlar sonucu hayata geçirildiğini hatırlatan Prof. Gülkan, şunları söyledi:

"Yapı denetimi bunun bir sonucudur. Büyükşehir Belediyeleri Kanunu'nda birtakım düzenlemeler yapıldı. Bunlar dikkate aldığında depremlerin yıldönümlerinde ‘tören yapılıyor, nutuklar atılıyor. Ondan sonra herkes evine gidip, işine bakıyor' demek haksızlık olur."

"Hiçbir gelişme gündüz-gece gibi olmuyor" diyen Gülkan, "Her şeyi bir kerede hayata geçirmek öyle kolay olmuyor. Türkiye'nin başka gerçekleri de var. Bütün kaynaklarınızı sağlam yapılar için harcayamıyorsunuz. Pek çok şey yapıldı. Fakat bunların sonuçlarını bugünden yarına alamazsınız. Bunun için 10-20 hatta 30 sene sonra alırsınız. Yönetmelikler değiştirildi. Haksız tenkitlere rağbet etmemek lazım. İmar mevzuatının düzeltilmesi de yine Kocaeli ve ardından yaşanan Düzce-Bolu depreminden sonra yapıldı. Problemin kaynağı imar düzensizliğimizdir" değerlendirmesinde bulundu.

 

Gülkan.jpg
Prof. Dr. Polat Gülkan / Fotoğraf: Başkent Üniversitesi 



"Sistemi oturtmak önemlidir"

"Yapı stoku insanları korkutuyor. Yine de yapılması ve atılması gereken adım yok mu" sorusuna Prof. Dr. Gülkan, şu cevabı verdi:

"Elbette ki var. Onların hepsi yazılmıştır. Kayıtları tutulmuştur. Ama en az faydası olan, daha doğrusu en zararlı olan şudur: Bilmem ne fayındaki aktivite artışından mülhem yarın depremin meydana geleceğini ihsas eden bazı açıklamalar ve medyaya yansıyan görüşler ve demeçler. Bunların hiçbiri çare değildir. Yani konuşmak kolay. İnsanlar tedirgin etmemek gerekiyor."

Fayların nereden geçtiği, hangi noktaların risk altında olduğu tartışmalarını yapmanın da hiçbir faydasının olmadığını savunan Prof. Dr. Polat Gülkan, "Yaptığımızı Japonya'daki insanlar yapmıyor. Çünkü onların içinde oturdukları evler sağlam. Okulları, hastaneleri sağlam ile yolları sağlam. Sistemi ona göre kurmuşlar. Biz ise sistemi değil de evleri, bölgeleri tartışıyoruz" görüşünü dile getirdi.

"Türkiye sistemini oluşturmaya yönelik adımlar attı mı" sorusuna Prof. Dr. Polat Gülken "Hiç şüpheniz olmasın bundan" cevabını vererek sözlerini tamamladı.

"500'den fazla deprem üreten aktif fay var"

Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış ise Türkiye'nin şu an aktif bilinen 480'den fazla fayının olduğunu söyledi.

Bunların Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü tarafından haritalandırıldığını ancak bunlara deniz altındaki fayların da eklenmesiyle 500'den fazla canlı ve deprem üretebilecek kapasiteye sahip fayın varlığının kabul edildiğini belirten Barış, "Dolayısıyla bunların tek tek nerelerden geçtiğini söylemek yerine Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu söylemek daha doğru" dedi.
 

Deprem-1.jpeg
Düzce'de yaşanan deprem büyük tahribata yol açtı / Fotoğraf: AA



"İnsanları tedirgin ediyor, ruh sağlıklarını ve ekonomilerini bozuyoruz"

Deprem üreten fayların isimlerinin verilmesini doğru bulmadığını dile getiren Barış, "İnsanları tedirgin ediyoruz. Onların ruh sağlığını ve ekonomilerini bozuyoruz. Yabancı yatırımcıların ülkeye gelmesini engelliyoruz. Farkında olmadan bir yerin deprem riskini konuşulması oranın sigorta priminin yükseltilmesine neden olur. Fiyatlarında dalgalanma artar.

"Bu topluma yaptığımız en büyük kötülüklerden birisidir" diyen Barış, "Hangisinin ilk önce kırılacağını, depremin zamanını bilmediğimiz için fayları konuşmak çok doğru değil. Çünkü bazı faylar 2000 yılda bir bazıları da 500 yüz yılda bir deprem üretir. Dolayısıyla bunlardan 7-8 tane eski tarihli depremleri bilmeden yapılacak her türlü yorum maalesef insanları tedirgin etmekten, ekonomik ve ruhsal travmayı tetiklemekten başka bir şeye yaramıyor. Şunu söylememiz şart: Türkiye bir deprem ülkesidir. Son 100 yılda Türkiye'de hasar yapıcı 80 deprem olmuştur. Türkiye, dünyanın en tehlikeli dördüncü deprem ülkesidir" bilgilerini paylaştı.

 

17 Ağustos depremi.jpeg
Bu tür enkazların başında günler süren kurtarma çalışmaları yürütüldü / Fotoğraf: AA


 

"Depreme hazırlık kişiden, evden başlıyor"

"Türkiye depreme hazır mı" sorusuna "Depreme hazır olmadığını hepimiz biliyoruz" diye cevap veren Barış, şunları kaydetti:

"Depreme hazırlık konusu açılınca insanlar, şirketler, sanayiciler, ‘devlet depreme hazırlanmalı' sonucunu çıkarıyor. Belediyeler önlem almalı diye düşünülüyor. Bizlerin hiçbir şey yapmasına gerek yok. Depreme hazırlık veya afete hazırlık böyle bir kavram değildir. Depreme hazırlık kişiden başlıyor, evden başlıyor. Bunun içerisinde iş yerleri, mahalleler, siteler, ilçeler, sonra iller ve sonra ülkenin tamamını kapsar. Dolayısıyla AFAD'ın yaptığı birtakım planlar vardır. Risk azaltma planları vardır. Devletin birtakım belediyelerin yaptığı çalışmalar vardır. Ama biz bunları yaygınlaştırmazsak biz bunları içselleştirmezsek, şirketlerde, mahallelerde afet gönüllülüğü sistemini destekleyip arttırmazsak hiçbir zaman bizim depreme hazır olmamız mümkün olamaz. Zaten Birleşmiş Milletler şunu söyler. Afetler önlenemez afetler zararı azaltılabilir. Neyle azaltılabilir? Alacak önlem, hazırlık, deprem sırası ve sonrasındaki doğru davranışlarla ve bunun için de paydaşlar, merkezi hükümet yani devlet yerel yönetimler, belediyeler, sivil toplum örgütleri, şirketler, üniversiteler ve vatandaşlar bu işin paydaşıdır. Vatandaş ben hiçbir hazırlık yapmayayım, devlet beni korusun diyor. Dünyada zaten bunu yapabilecek bir devlet yok. Japonya'da Amerika'da afetlerden dolayı zarar görür. Afetler önlenemez. Ancak alınacak önlemlerle zararı azaltılır. O yüzden hiçbir devlet dünyada bir afeti tam anlamıyla hazır olamaz."

"Afette hızlıca yara sürüyoruz ama çabuk unutuyoruz."

Prof. Dr. Şerif Barış ise depremlerden yeterli ders çıkartılmadığı görüşünde.

Bu konudaki itirazını "Çıkarmış olsak bu soruları sorar mıydınız" cümlesiyle dile getiren Barış, "Depreme müdahale aşamasında Türkiye çok hızlı hareket ediyor. Hızlı yara sarıyor. Asıl risk azaltmanın, can ve ekonomik kaybı önlemek önemli. Dolayısıyla her eğitim, tatbikat ve uygulama doğru şekilde planlamalı, bunun içerisine bütün paydaşları koymalıyız. Ders aldığımız ve afetleri hatırladığımıza inanmıyorum. Ama balık hafızalıyız. Deprem olunca hemen yardıma koşuyor ve hızlıca yara sarıyoruz. Fakat sonra çabuk unutuyoruz" yorumunu yaptı.  

 

Şerif Barış.jpeg
Prof. Dr. Şerif Barış / Fotoğraf: Twitter



"1999 depremi milat oldu"

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir de 23 yıl önce Marmara'da yaşanan depremin büyük yıkımlara yol açtığını hatırlattı.

Türkiye'nin 100 yıllık tarihinde en büyük deprem 1939'da Erzincan'dan yaşandığını, 32 bin insanın yaşamını yitirdiğini aktaran Sözbilir, Doğu Anadolu fayının kırıla kırıla günümüze geldiğini ve sürekli deprem ürettiğini söyledi.

1999 yılına gelene kadar yaşanan afetlerde ciddi dersler çıkartılmadığını ancak bu tarihten sonra bazı yasal düzenlemelerin yapıldığını anımsatan Sözbilir, "1999 depremi milat oldu" dedi.

Bu tarihten sonra Türkiye'de hem bina hem zemin hem yer bilimleri açısından bazı atımların atıldığını vurgulayan Sözbilir, "Türkiye Deprem Yönetmeliği yeniledi. Kentsel dönüşüm olayı devreye girdi. 1999'dan önce yapılan binaların çoğu, afetlere karşı çok fazla dayanıklı değildi. 1999 depreminden sonra binaların afetlere karşı dayanıklı olması zorunlu hale getirildi" diye konuştu.

 

Düzce depremi-1.jpeg
Düzce depreminde yıkılan binaların yanında cenaze namazı kılınırken / Fotoğraf: AA 



"Kentsel dönüşüm doğal afet eksenli olmalıdır"

2007'den sonra tekrar yeni bir yönetmeliğin çıkartıldığını hatırlatan Prof. Sözbilir, "Bu tarihten sonra yapılan binalar, eğer doğru yapıldıysa hiçbir depremde yıkılmaması gerekiyor. 2011'de Van depremi yaşandı. 2020'de Elazığ'da bir deprem meydana geldi. Aynı yıl İzmir'de de deprem oldu. Bu kadar çok deprem olunca işte Türkiye ölçeğinde bu sefer il afet riskini azaltmak için harekete geçildi. Şu anda her kentin, "İl Afet Riski Azaltma Planı" var" bilgisini verdi.

Bu kapsamda İzmir'in yapmakla yükümlü olduğu 127 adet eylem planı olduğuna dikkati çeken Prof. Sözbilir, "Bu, 2022'nin başında uygulanmaya başlandı. 2026'ya kadar bunların bitmesi gerekiyor. Burada toplumun bütün katmalarına iş düşüyor. Çoğunluk yerel yönetimlerde. Çünkü vergileri oraya gidiyor. Dolayısıyla şu anda yapılması gereken şey, doğal afetlere karşı devletin ve yerel yönetimlerin kaynak ayırması gerekiyor. Bunların başında ise kentsel dönüşüm diye bir olgu geliyor. Eskiden kentsel dönüşüm, ruhsatsız ve kaçak yapıları yıkarak yapılan bir uygulamaydı. Bunun yanlış olduğu anlaşıldı. Yapılması gereken doğal afet eksenli kentsel dönüşümdür.

"Afetin etkilerini azaltan konularda yetersizlikler var"

Prof. Sözbilir de meslektaşı Barış gibi, Türkiye'nin afete müdahale etmede en hızlı hareket eden ülkeler arasında ilk 3'te yer aldığını söyledi.  

Sözbilir, "Afet olduktan sonra insanları kurtarmak, enkaz altından çıkartmak, onları iyileştirmek konusunda çok iyiyiz. Fakat afetin etkilerini azaltan konularda yetersizlik var" yorumunda bulundu.

Kocaeli ve hemen ardından yaşanan Düzce depreminden önce Türkiye'de ilk kez deprem master planını kabul eden kentin İzmir olduğunu vurgulayan Sözbilir, "Önümüzdekilerin ne kadarını yaptık? Ne yazık ki, çok azını. Kaynaklar olduğu gibi kullanılmadı. Hangi zemin problemli? Hangi binada sorun var? Hangi mahalle problemli? Bunların hepsi ortaya kondu. Ona göre de geçen 23-24 yıllık süre içinde bunların düzeltilmesi gerekiyordu. Deprem master planına göre hareket etmiş olsaydık 117 insan ölmeyecekti" şeklinde konuştu. 

 

MTAyNTIzMj-hasan-sozbilir-kimdir.jpg
Prof. Dr. Hasan Sözbilir / Fotoğraf: Twitter



"Çok kısa sürede 81 kenti yapı stokunun belirlenmesi lazım"

Depremde gerekli derslerin çıkartıldığını, bunun için atılan adımlar olduğunu ancak depreme hazırlık noktasında eksikliklerin bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Hasan Sözbilir, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yapı stokunun hangisinin depreme dayanıklı, hangisinin dayanıksız olduğu belirlenmesi lazımdı. Türkiye'nin yapı stokunu hala tam çıkartılmadı. Yapı stoku dediğimiz basit bir şey. Bir binanın kimliği. Hangi bina depremde ne ölçüde dayanır? Bunu çok önceden öğrenmemiz lazım. Deprem olmadan önce binamızı ya güçlendireceğiz ya da yıkacağız. Bunu yaparsak deprem olunca kimse ölmeyecek. Burada çok gecikiyoruz. Hızlanmamız lazım. AFAD Başkanlığı bütün Türkiye'de yapı stokunu belirleme çalışmaları yürütüyor. Çok kısa sürede Türkiye'deki tüm yapı stokunun belirlenmesi lazım."

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU