Beyin göçünün önüne geçmek için hangi adımlar atılmalı?

Bilkent Üniversitesi UNAM'dan Doç. Dr. Serim İlday, Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder ve Boğaziçi Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Bora Akgün, beyin göçünün önüne geçmek için önerilerini Independent Türkçe’ye anlattı

Türkiye, bilimsel çalışmalara önem vererek dünyada lider ülkeler arasına girmek gün geçtikçe önem kazanıyor. Burada bir dönüm noktası olan beyin göçü ise, nitelikli insan kaybına neden oluyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019 yılında 330 bin 289 kişi Türkiye'den yurt dışına göç etti.

Türkiye'nin en çok göç verdiği yaş grubu 25-29 yaş arası olarak kayıtlara geçti.

Buna karşın geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Lider ve Genç Araştırmacılar programları kapsamında, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)'ın tersine beyin göçü programlarıyla 47'si Türk, 63 yeni araştırmacının daha Türkiye'ye geleceği açıklandı. 

Beyin göçünün önüne geçmek için hangi adımlar atılmalı? Türkiye'de burslu öğrencilerin hayat kalitesi nasıl yükseltilebilir?

Bilim insanlarının Türkiye'de bilimsel çalışma yapmalarını teşvik etmek için neler yapılmalı? Araştırma yaparken öğrenci bulmakta sorun yaşıyorlar mı?   

Bilkent Üniversitesi UNAM'dan Doç. Dr. Serim İlday, Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder ve Boğaziçi Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Bora Akgün Independent Türkçe için yanıtladı. 
 


"Özgür ifade ve düşünceler her ne pahasına olursa olsun korunmalı"

Akademiye, akademi dışından dayatılan her türlü müdahaleye ivedilikle son verilmesi gerektiğini söyleyen Bilkent Üniversitesi UNAM'dan Doç. Dr. Serim İlday, "Üniversiteler iç işleyişlerinden bütçesine, öğrenci alımları ve kadro atamalarına kadar her konuda serbest olmalı. Özgür ifade ve düşünceler her ne pahasına olursa olsun korunmalı. Bir öğrenci veya akademisyen fikrini beyan ederken güvende olmadığını düşünüyorsa, araştırmasını yapabilmek için özgür bir ortam bulamıyorsa bunları sağlayacak başka bir yere elbette gider hem de kolayca. Ne önünü alabilir ne de kolay kolay geri getirebilirsiniz. Ülkeye yazık olur" dedi.


"Öğrencilerin burs miktarları, gittikçe artan hayat pahalılığı da göz önünde bulundurularak artırılmalı"

Doç. Dr. İlday, Türkiye'de burslu öğrencilerin hayat kalitesinin yükseltilmesi için şu önerilerde bulundu:

İvedilikle öğrencilerin burs miktarları, gittikçe artan hayat pahalılığı da göz önünde bulundurularak artırılmalı. Sonrasında da düzenli olarak enflasyon oranında artırılmalı. Ayrıca öğrencilerin, araştırma yapma dışındaki zorunlulukları da azaltılmalı. Onlara araştırmaları üzerine daha çok vakit ayırabilmeleri ve kafa yorabilmeleri için alan açılmalı.
 

Bilkent Üniversitesi UNAM’dan Doç. Dr. Serim İlday.jpg
Bilkent Üniversitesi UNAM’dan Doç. Dr. Serim İlday / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

"Hızla artan bir şekilde akademinin kalitesi düşüyor"

İlday, bu öğrencilerin Türkiye'de bilimsel çalışma yapmalarını teşvik için şu adımların atılması gerektiğini belirtti:

Anlamlı burs miktarları, iyileştirilmiş akademik koşullar gibi hemen yapılması gerekenler bir yana, kapsamlı orta ve uzun vade planlara ihtiyaç var. Örneğin Türkiye'de üniversiteler ve akademik yayınların kalitesinin artırılması için acil girişimlerde bulunmak lazım. Ne yazık ki gittikçe ve hızla artan bir şekilde akademinin kalitesi düşüyor. Bu çok vahim. Yine çok önemli bir nokta genç arkadaşlara bir gelecek perspektifi verilmesi. Burada kalmanın neticesinde bu ülke genç ve parlak vatandaşlarına ne vadediyor? Bu konuda orta ve uzun dönemli bir politikası, yol planı var mı? Benim bildiğim kadarıyla yok. 


"Lisansüstü programlara başvuran öğrenci profili kalitesi son yıllarda çok ciddi düştü"

Çok büyük sorun yaşadığını söyleyen Doç. Dr. Serim İlday, "En başarılı lisans öğrencilerimizi yurtdışına kaybediyoruz. Konuştuğum öğrencilerin hemen hepsi de politik bunalmadan ötürü gitmek istediklerini dile getiriyorlar. Haklılar. Yurtdışından öğrenci çekemiyoruz. Gelen yabancı öğrencilerin hemen hepsi Orta Doğu, Pakistan ve Afganistan'dan. İşin trajik yanı bizim öğrenciler gibi onların da en başarılıları Avrupa veya Amerika'yı tercih ediyorlar. Lisansüstü programlara başvuran öğrenci profili kalitesi son yıllarda çok ciddi düştü. Bu çok üzücü" şeklinde konuştu. 


"Son 2 aydır birçok önemli atılım olduğunu görüyoruz"

Yurt dışında 10 yıl çalıştıktan sonra Türkiye'de dönen Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder, "Bu benim için çok kolay olmayan bir karardı. Yaklaşık 4 ay öncesine kadar yüksek lisans öğrencilerinin maaşları, asgari ücretin altındaydı. Hayat kalitesi oldukça düşük durumdaydı.  Son 2 aydır birçok önemli atılım olduğunu görüyoruz.  Beyin göçünü iki kategoride irdeleyebiliriz. İlki benim gibi yurtdışından büyük emeklerle, çok iyi işler yaparak Türkiye'ye dönmüş, çok idealist. Burada etki değeri yüksek olan, burada çalışmak isteyen insanların yavaş yavaş, geri dönmeyi düşünerek göçmesi. İkincisi ise burada gerek lisans eğitimi gerek yüksek lisans doktora sonrası araştırmacı olsun, bu kişilerin sanki kaçarcasına dönmek isteği. Bu iki konu ayrı olarak irdelenebilir" dedi.


"Maddi kaynakların ve araştırma kaynaklarının artık yetersiz gelmesi, birçok öğretim üyesinin aklında göçme fikri oluşmaya başlıyor"

Öncelikle öğretim üyelerinin yaşadığı sıkıntılardan bahseden Önder, şunları söyledi:

Aslında tüm sıkıntıların temelinde, maddi imkansızlıklar ve bazı lojistik problemler yatıyor. Maddi problemler kurumların tek başına çözemediği düzeyde olabiliyor. Bir örnek verecek olursak, Türkiye'ye ilk geldiğinizde aldığımız bir TÜBİTAK projesinin, o zaman ki değeri 100 bin doların üzerindeyken, şu anda aldığımız TÜBİTAK projesinin dolar üzerinden değeri çok daha düşük. Fakat harcamalarımız, projelerimizin bitmesini sağlayacak olan tüm malzemelerin alımı, tüm kaynaklar aslında yurt dışından geliyor. Bir nevi yurt dışına bağımlı bir şekilde işlerimizi yapıyoruz. Emeğin değer kaybı konusu, gerçekten öğretim üyelerine ve dolayısıyla onlarla çalışan öğrencileri ve bursiyerleri maalesef direkt olarak etkiliyor. Bir proje önerisini yazarken tasarladığımız çalışmaları, proje kabul edildikten, aktarımı yapıldıktan sonra bu devalüasyon probleminden dolayı, yapamayacak duruma geliyoruz. Çünkü dediğim gibi, bir deneyi dolar hesabıyla planlamış ve ona göre bütçelemiş oluyorsunuz, fakat bütçelediğiniz ödeneğin artık o bütçeye sahip olamadığı için yapamayacak duruma gelebiliyorsunuz.
 

Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder.jpg
Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Tüm bunların gerçekte motivasyonu düşüren unsurlar olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder, "Çünkü bu idealist insanların kafasında hiçbir zaman durmak ve rehavete kapılmak olmuyor. Yani daha çok yazalım daha çok çalışalım ve daha çok üretelim yani burada duralım, bununla savaşlım oluyor. Bunun sonunda bir yorgunluk ve bitkinlik olabiliyor. Nitekim buna benzer problemlerden dolayı yani maddi kaynakların artık yetersiz gelmesi, araştırma kaynaklarının artık yetersiz gelmesi ve istenilen bilime ulaşmak için harcanan çabanın olağanüstü ve insan üstü olması gerekmesi, dolayısıyla birçok öğretim üyesinin aklında göçme fikri oluşmaya başlıyor. Ben kesinlikle bu düşüncede değilim. Çünkü çok iyi bir kurumda çalışıyorum, Koç Üniversitesi'nin bizlere verdiği destek sayesinde gerek ben gerek laboratuvarımızda çalışan bursiyer öğrencilerimiz. Türkiye geneline göre oldukça iyi durumda" diye konuştu.


"Gelecek belirsizliği problemi direkt yurtdışına gitmek isteğine yönlendiriyor"

"Son zamanlarda ne yazık ki artan hayat giderleri yüzünden bursiyer ve öğrencilerde git gide sıkıntılar olmaya başladı" diyen Önder, "Birçoğunun yaşam kalitelerindeki düşme nedeniyle, çalışma motivasyonlarının azaldığını görebiliyorsunuz. TÜBİTAK ve  Türkiye Sağlık Politikaları Enstitüsü (TÜSEB) gibi projelerimizi fonlayan kurumlar gerçekten bu problemin farkına varıp, çok yapıcı çalışmalarla geldiler ve öğrencilerin hayat kalitesinin artması için onlara maddi imkanları çok önemli derecede arttırdılar. Ama genel olarak bu, öğrencilerde gördüğüm gelecek belirsizliği problemi yine onları direkt yurtdışına gitmek isteğine, böyle kaçarcasına gitmek isteğine yönlendiriyor gibi görünüyor. Ne yapsak da yurt dışında bir pozisyon bulsak, orada olsak kaygısı içerisindeler. Bu aslında çok kötü bir şey değil. Yani sizin 100 öğrenciniz varsa bunlardan 50'sinin yurt dışında güzel yerlere gelmesi, aslında ülkenin kalkınması ve geleceği için kötü bir şey değil. Fakat bu böyle kaçarcasına gitme isteği, benim sağlıksız olarak gördüğüm bir durum. Bu daha önce yaşadığımız bir durum değildi. Burada maddi olanakların artışı çok önemli.  Son zamanlarda yaptıkları bu konudaki öğrenci burs miktarlarının artışı ve daha sonra başarıya dayalı alabilecekleri ödül programlarının geliştirilmesi  konusundaki eforları için Prof. Dr. Hasan Mandal ve tüm TÜBİTAK ekibine çok teşekkür ediyorum. Ama bu bile yetersiz kalabiliyor, İstanbul koşullarında hayat gerçekten oldukça pahalı" diye belirtti. 


"Gerek gümrük politikaları gerek satın alma sistemlerinin daha hızlandırılması konusunda belki ülke çapında adımlar atılabilir"

Çalışanların görünürlüğünün artırılmasının önemine değinen Doç. Dr. Tuğba Bağcı Önder, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kendilerini gerçekten daha değerli hissettirmek önemli. Üçüncü olarak, tabii ki elimizdeki kaynaklarla, iyi alt yapılar kurabilmek. Bir sonraki konu ise, bence global dünyada öğrencilerin kendilerini ifade edebildikleri ve dış dünyayla bağlantı kurabildikleri ortamların artırılması. Yurt dışı kongresinin kayıt ücreti, bir öğrenci için bile 300 euro ya da 500 dolar gibi rakamlara ulaşmış durumda, bu da  yine maddi imkansızlıklardan dolayı. Biz öğretim üyelerinin pek çok kongreye katılmasının önünde bir engel oluyor. Biz öğretim üyeleri aslında çok güzel işler yapıp kendi ülkemizde kalmaktan oldukça mutluyuz. Bizim problemlerimiz, örneğin kaynaklara ulaşmaktaki zorluk, maddi gücümüz olsa bile zaman kavramı çok zorluyor bizi. Bir malzemeyi sipariş edip, laboratuvarımıza getirdiğimiz zaman arasında çok büyük süreler geçiyor. Yani satın alma süreci, malzemeleri tedarik konusundaki sıkıntılar da bizi oldukça demotive ediyor. Aslında çalışmalarımızı da sekteye uğratıyor.


Doç. Dr. Önder, "Dolayısıyla bu konuda da gerek gümrük politikaları gerek satın alma sistemlerinin daha hızlandırılması konusunda belki ülke çapında adımlar atılabilir diye umuyorum. Bir enzimi biz yurt dışında çalışırken sabah ısmarlar, ertesi gün laboratuvarımızda bulurduk. Burada aynı enzimi ısmarladıktan mübalağa etmiyorum,3 ay sonra alamadığımız oluyor. Bu gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Böyle ufak ufak adımlarla bazı şeylerin çözüleceğine olan inancım büyük. Ama bazı şeylerin de ülke genelinde ve içinde bulunduğumuz süreçte uzun vadede çözülebileceğinin farkındayım" ifadelerini kullandı.


"Milli gelirin en az yüzde 3'ünü ARGE faaliyetleri için kullanmak gerekir"

Boğaziçi Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Bora Akgün, "Beyin göçünün önüne geçmek için her şeyden önce öğrencilerin ve genç araştırmacıların birey olarak kendilerini istedikleri gibi ifade edebildikleri, gelecekleri ile ilgili kaygı duymadıkları bir ortam yaratmalı ki yurt dışına gitmek bir kaçış değil mesleki bir seçim olsun" diye konuştu.

Dr. Öğr. Üyesi Bora Akgün, sözlerine şunları ekledi:

Türkiye'deki ARGE imkanları yükseltilmeli, araştırma faaliyetleri yürüten insanların kaliteli bir hayat standardına sahip olabilecekleri seviyede gelir elde etmeleri sağlanmalı. Türkiye'deki üretken üniversiteler, teknoloji firmaları ve ulusal laboratuvarların bilimsel altyapıları güçlendirilmeli, gerekli görülen konularda yurt dışındaki kurumlarla iş birlikleri yapabilmelerinin önü açılmalı. Yurt dışındaki alanında öncü bilim insanlarının Türkiye'de projeler yürütmesi veya Türkiye'de yürütülen projelere danışmanlık yapması sağlanmalı. Bütün bunları yapabilmek için milli gelirin en az yüzde 3'ünü AR-GE faaliyetleri için kullanmak gerekir.


Türkiye'nin son 75 yıldır hiçbir zaman AR-GE faaliyetleri için bir bütçe ayırmadığını söyleyen Akgün, "Bu hep 'lüks' görüldü. Tam da bu sebepten hiçbir zaman orta gelir tuzağından kurtulup gelişmiş ülkelerin refah seviyesini yakalayamadı. Güney Kore ve Tayvan'ın gösterdiği ilerlemeyi gösteremedi. Türkiye'nin kaydettiği ilerleme kısıtlı imkanlarla çalışan idealist insanlar sayesinde oldu. Ancak sadece maddi kaynak ayırmakla da bu iş çözülemez. Öncelikli alanlar belirleyip bilimsel altyapı yatırımlarını öncelikle bu alanlara yapmak gerekir. Bunun içinse uzun soluklu bir planlama yapmak, dünyada bilim ve teknolojinin ilerleme yönünü doğru okumak ve çok üst düzey koordinasyon lazım. Bu işleri gerçekleştirerek yola çıkan bir Türkiye'nin beyin göçü diye bir endişesi olmaz" ifadelerini kullandı.
 

5-Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Bora Akgün.jpg
Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Bora Akgün / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

"Türkiye'nin her üniversitesinin öğrenci sayısına orantılı bir yurt kapasitesine sahip olması şart"

"Üniversite öğrencilerinin hayat kalitesini yükseltmenin olmazsa olmaz şartı konaklama sorununu çözmek" diyen Akgün, "Türkiye'nin her üniversitesinin öğrenci sayısına orantılı bir yurt kapasitesine sahip olması şart. Başvuru yapan her öğrencinin ihtiyacını karşılayacak, çok konforlu olmasa bile rahat edebilecekleri yurtlara ihtiyaç var. Barınma sorununu çözememiş bir insandan verimli ve üretken olmasını bekleyemezsiniz. Türkiye'de öğrenciler farklı kaynaklardan ve şekillerde burs alabiliyorlar. Lisans öğrencilerinin TÜBITAK, bağlı oldukları üniversiteler veya başka kurumlar üzerinden burs alabilmeleri mümkün. Bazı burslar ihtiyaç bazılarıysa başarı odaklı. Bursların içeriği değişebiliyor. Bazen burs yemek, kitap veya konaklama masraflarının tamamını veya bir kısmını karşılıyor bazense nakit olarak veriliyor. Yüksek lisans öğrencileri hocalarıyla çalıştıkları araştırma projesi üzerinden burs alabiliyorlar. Böyle projelerle lisans öğrencilerine burs verebilmek de mümkün olabiliyor" dedi.

Akgün, sözlerini şöyle sürdürdü:

Örneğin, kendi yürüttüğüm projede çalışan iki lisans öğrencisine düşük bir miktar burs verebilmem mümkün oldu. Düşük bir miktar olmasının sebebi proje yürütücülerinin bursun üst limitini belirleme yetkisinin olmaması"  Üst limit bütün ulusal projeler için ortak olarak belirleniyor ve siz projenizde bursiyerler için ayrılan kaynak olsa bile, 'Şu öğrencim uzun zamandır çok iyi çalışıyor onu ödüllendirmek için bursunu artırıyorum' diyemiyorsunuz. Aynı sıkıntı yüksek lisans öğrencileri için daha da güçlü bir şekilde hissediliyor. Burs üst limitleri yıllık enflasyon oranına göre güncellenmediği için öğrenciler mağdur oluyor.

Şu an ki burs üst limitleri yaklaşık 4 yıldır aynı seviyede kaldıktan sonra iki ay önce güncellendi. Maalesef projelerimizde çalışan master öğrencilerine asgari ücret seviyesinde, doktora öğrencilerineyse asgari ücretin biraz üstünde burs verebiliyoruz. Bu kadar kısıtlı kaynaklarla çalışan öğrencilerimiz büyük bir fedakârlık içindeler. Ancak bu sürdürülebilir değil, TÜBİTAK'ın belirlediği burs üst limitlerini arttırılmasını ve öğrencilerimize hak ettikleri miktarda burs verebilmek istiyoruz. 


"Hem altyapı ve ekipman seviyemiz hem de ücretler ve burslar yurt dışındaki başarılı örnekler seviyesine yaklaşmalı"

Genç araştırmacıların bilimsel çalışmalarını Türkiye'de yapmaları için ülkemizdeki beşerî sermayeyi ve altyapıyı arttıracak adımlar atılmasının önemine dikkati çeken Akgün, "Bilimsel araştırmaların yürütüleceği laboratuvarların sayısını ve kalitesini artırmak şart. Bunun için üniversitelere ve ulusal laboratuvarlara bu altyapı yatırımlarını yapabilmelerini sağlayacak finansal kaynağın aktarılması lazım. Bu kaynak bilimsel çalışmaların yürütülmesine elverişli yeni binaların yapılması ve yeni teçhizat alınması için kullanılmalı. Araştırmalarını Türkiye'de yürüten hocalara projeleri için gerekli fonlamanın sağlanması çok önemli" şeklinde konuştu.

Ayrıca Dr. Öğr. Üyesi Bora Akgün, şu tavsiyelerde bulundu:

Yüksek bütçeli projelerle hem proje yürütücüsünün hem de araştırmacıların geçim kaygısı duymadan işlerine odaklanabilecekleri bir ortam yaratılmalı. Dünya'daki diğer çalışmalarla yarışacak projeleri hayata geçirmek ancak o çalışmaların bütçesine yakın bütçelerle mümkün olur. Bu da hem çalışmalarını yurt dışında yürüten hocaların Türkiye'ye dönmesini teşvik eder hem de lisans eğitimini Türkiye'de tamamlamış gençlerin ülkemizde kalıp bilimsel çalışmalarına burada başlamasına olanak sağlar. Hem altyapı ve ekipman seviyemiz hem de ücretler ve burslar yurt dışındaki başarılı örnekler seviyesine yaklaşmalı ki küresel düzeyde başarılı bilimsel çalışmalar yapan gruplarımızın sayısı artsın.

Böyle bir ekosistem oluştuktan kısa bir süre sonra bunun sonuçlarını ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalardan alınan ödül miktarındaki artışla, artan uluslararası patent sayısında, gelişen teknoloji seviyesinde, yüksek katma değerli ürün üretiminde, yenilikçi fikirlerle ortaya çıkmış yeni firmalarla, azalan dış ticaret açığıyla, hatta dış ticaret fazlası vermeye başlayarak, görmek mümkün olacak.


"Geleceğimizi bugün yapacağımız tercihlerimiz belirleyecek"

"Üzülerek söylüyorum ki araştırma projelerime katkı verebilecek öğrenci bulmakta zorluk çekmesem de öğrencileri uzun süre projelerde tutmakta zorluk çekiyorum" diyen Akgün, sözlerine şöyle devam etti:

Boğaziçi Üniversitesi'nde görevli olmanın avantajıyla azimli ve çalışkan lisan öğrencisi bulmakta bir sorunum yok ancak bu değerli öğrencilerin çoğunu mezuniyetten sonra yurt dışındaki iyi okullara kaptırıyorum. Yüksek lisans çalışmalarını Boğaziçi Üniversitesinde yapmayı tercih edenlerin de büyük bir kısmı doktora için yurt dışını tercih edebiliyor. Şunu net bir şekilde ifade etmem lazım, akademik kariyerine yurt dışında devam etmeyi tercih etmekte hiçbir sorun yok.

Bilim insanı farklı yerlerde, farklı insanlarla çalışarak, çeşitli çalışma kültürlerini deneyimleyerek kendisini geliştirir. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümünden mezun olduktan sonra ben de akademik kariyerime Amerika ve CERN'de devam etmiştim, CERN'le ortak çalışmalar yapmaya bugün de devam ediyorum.

Ancak öğrencilerimizin bugün içinde bulundukları ruh hali biraz farklı. Yurt dışına gitmeyi tercih eden öğrencilerimizden bazıları bizim dönemizden farklı olarak Türkiye'de kendilerine bir gelecek görmediklerini düşünebiliyorlar. Sadece gitmek değil nasıl ve hangi duyguyla gidildiği de çok önemli. Burayla bağlantıyı koparmadan, hep dirsek temasında kalarak, süreç içinde ortak projeler gerçekleştirmek ve yeterli donanıma ulaştıktan sonra dönme niyetiyle gitmek var. Bir de kaçarcasına gitmek var.


Bu kaçma duygusunun, öğrencilerin bir kısmının gittikleri yerde yapacakları çalışmalardan daha üst düzey çalışmaları burada yapabileceklerini görmesini bile engelleyebildiğini söyleyen Akgün, "Bu bana çok daha düşük bir pozisyonda çalışmayı kabul edip çoğunlukla Hollanda ve Almanya'ya giden tecrübeli mühendislerimizin durumunu hatırlatıyor. Bunlara şahitlik etmek gerçekten çok üzücü. Ancak bu ülkemizin kaderi değil, dediğim adımların atılması durumunda bu gidişatı azaltmak, hatta tersine çevirmek ve dahası ülkemize yurt dışından çok sayıda bilim insanı getirebilmek mümkün. Bugün içinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemde bunları söylemek gerçek dışı gelebilir ancak ülke olarak bir daha böyle sıkıntılar yaşamamızın tek yolu tam da anlatmaya çalıştığım şeyleri hayata geçirmekle olur. Geleceğimizi bugün yapacağımız tercihlerimiz belirleyecek" ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

    

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU