Hayvanlarda kanser oranı arttı mı? Veterinerler yanıtladı

Kanserin yalnızca insanlarda görülen bir hastalık olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Son yıllarda özellikle kedi ve köpeklerde kanserin teşhis edilme oranı arttı. Independent Türkçe hayvanlarda kanser konusunu araştırdı

Hayvanlarda kanser konusunu İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Özer, Levent Veteriner Polikliniği’nden Yeter Öcal, Veterinerium Kliniği’nden Aykut Mutlu ve Hasan Bulut ile Pet Corner Veteriner Kliniği’nden Beyza Metin'le konuştuk / Fotoğraf: Independent Türkçe

Veterinerler son yıllarda hayvanlara karşı duyarlılığın artması sonucunda daha fazla evcil hayvanın sahiplenildiğini belirtiyor.

Doğal ortamları yerine evde bakılan hayvanların ortalama yaşam süresinin uzadığına vurgu yapan hekimler, son yıllarda özellikle kedi ve köpeklerde kanserin daha bilinir hale geldiğini de söylüyor.

Hayvanlar daha uzun yaşarken tıbbi gelişmeler de kanser hastalığını teşhis edilebilir hale getiriyor.

“Kanser eskiden de vardı ama son yıllarda teşhis edilme oranı arttı”

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Özer, Türkiye’de hayvanlarda kanser oranlarına ilişkin herhangi bir istatistiki veri ya da akademik bir çalışma olmadığını belirtse de kanserin teşhis edilme oranının arttığını ve yaşlılığa bağlı kanser vakalarının çoğaldığını vurguluyor.

“Hayvanlarda en çok meme kanseri görülüyor, kısırlaştırmak gerekiyor”

Veterinerlere göre insanlarda oluğu gibi hayvanlarda da kanserin en önemli nedenlerinin başında genetik faktörler geliyor. Görüş aldığımız hekimler, hayvanlarda en çok meme kanseri vakasıyla karşılaştıklarını söylüyor.

Uzmanların ortak görüşü, dişi hayvanların kızgınlık dönemi geçirmeden ve hormonel faaliyetleri başlamadan (yaklaşık 4-5 aylıkken) kısırlaştırılması yönünde.
 

veteriner Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay


Veterinerler, erkek hayvanların kısırlaştırılmasında biraz daha beklenebileceğini ancak onların da orta yaşa gelmeden kısırlaştırılmalarının en sağlıklısı olduğunu paylaşıyor. Kısırlaştırma ile bir hayvanın ortalama 1,5 yıl daha uzun yaşayabileceğini belirtiyorlar.

Uzmanlar, meme kanserinin yanı sıra kedi ve köpeklerde en çok deri (cilt) kanserlerinin görüldüğünü söylüyor. Kemik tümörü, kan ve lenf sistemi kanserleri de yaygın. İlerleyen yaşlarda köpeklerde testis tümörü, prostat gibi hastalıklara da rastlanıyor.

“Meme kanseri dişilere has bir hastalık değil”

Veterinerler, hayvanları küçükken –hormonlar harekete geçmeden- kısırlaştırmanın, meme kanserini engellemede en büyük etkenlerden olduğunu ve kanseri yaklaşık yüzde 80-90 oranında azalttığını söylüyor.

Pet Corner Veterinerlik Hizmetleri’nden Beyza Metin, meme kanserinin dişilere has bir hastalık olmadığını, erkeklerde de görüldüğünü belirtiyor ancak dişilerde görülme oranının çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

“Genetik çok önemli, cins hayvanlar daha dirençsiz”

Kansere yakalanma oranında genetiğin önemini vurgulayan veterinerler, cins hayvanların hastalığa karşı dirençlerinin ve ortalama ömürlerinin diğer hayvanlara- özellikle de sokak cinslerine- nazaran daha düşük olduğu konusunda hemfikir.

Kanserde ırk yatkınlığına dikkat çeken veterinerler, özellikle köpeklerde Rotweiler, Labrador Retriever, Golden Retriever ve Boxer, kedilerde ise İran kedisi ve Scottish Fold cinslerinde kanserin daha sık görüldüğünü söylüyor.

Aşılamanın önemi

Veteriner Hasan Bulut, koruyucu aşılamanın önemine dikkat çekiyor. Bulut, hayvan sağlığındaki en önemli etkenlerden birinin bebekken yapılan aşılar olduğunu söylüyor.

Aşı ikilemi

Bulut, aşı ikilemi olarak da bilinen aşı sarkomuna da dikkat çekiyor. Aşı yapılan yerlerde beliren tümörlerin kedilerde özellikle 7-8 yaşından itibaren görüldüğünü söyleyen Bulut, bu sebeple kulak, kuyruk ve pati ucuna aşı vurulması konusunun tartışıldığını belirtiyor.

 

Veteriner Hasan Bulut. Independent Türkçe. jpg
Hasan Bulut / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

“Hayvanlar da strese giriyor, çevre kirliliği kanseri tetikliyor”

32 yıldır onkoloji çalışmaları yapan Prof. Dr. Kürşat Özer ise şu sözleri söylüyor:

“İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da kanser, son yıllarda daha çok görülür oldu. Bunun pek çok sebebi var ancak en önemli etkenler, genetik faktörler ve ortalama ömrün uzaması. Bir diğer etken, eskiden sınırlı olan tıbbi metodların gelişmesi. Diğer bir neden ise hayvanların, son yıllarda insanların yaşam alanında daha çok bulunuyor olması ve doğal yaşamdan kopması. Yeşil alanların azalması, ekolojik dengenin bozulması gibi kötüleşen çevresel nedenler, onları strese sokuyor. Hayvanlar da strese giriyor! Kimyasal maddelerin kullanılması, gıdalardaki katkılar ve hatta bazı mamalar da kanseri tetikleyebilen nedenler arasında.”

 

Veteriner Bulut da kanserde çevre kirliliği, ekolojik nedenler, kimyasallar ve bağışıklığın düşmesine vurgu yapıyor. Bulut, günümüzde mamaların da soru işareti oluşturduğunu, içeriklerden emin olunamadığını sözlerine ekliyor.

 

kedi Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

 

Meme kanserinin yanı sıra hayvanlarda da insanlardaki gibi pankreas, karaciğer ve böbrek başta olmak üzere tümör görülebildiğini belirten Hasan Bulut, çift cinsiyetli hayvanların bile olduğunu belirtiyor.

“Tıbbi metodlar gelişti, artık hastalığın adını koyabiliyoruz”

Levent Veteriner Polikliniği’nden Veteriner Yeter Öcal da son yıllarda insanlardaki gibi hayvanlarda da ortalama yaşam süresinin arttığını vurguluyor.

Öcal, tıp ilerledikçe hayvanlar için yapılan tetkiklerin geliştiğini, artık onların da organ görüntüleme imkanından faydalandığını ve böylece hastalığın adının konulabildiğini belirtiyor.

Geçmişte de kedi ve köpeklerin kanser olduğunu ancak çoğu zaman bunun farkedilemeden hayvanların yaşamını yitirdiğini kaydediyor.

“Kediler ve köpekler son ana kadar mücadele ediyor”

Veteriner Yeter Öcal, insan ve hayvan fizyolojisinin benzeyip benzemediğine ilişkin olarak ise şu sözleri söylüyor:

“Hayvanlar sonuçta insan değil. Kediler ve köpeklerde barınma ve çoğalma içgüdüsü son ana kadar sürüyor. Her halukarda bulunduğu ortama adapte oluyor. Özellikle kediler, hastalık karşısında insanlardan çok daha dayanıklı ve son ana kadar mücadele veriyor. Dolayısıyla içgüdüsel olarak çok güçlü ve dirençliler, kendilerini bırakmıyorlar. Bu sebeple de hastalık dışa vurmayabiliyor ve kanser farkedildiğinde genellikle artık ileri evrede oluyor, metastaz yapabiliyor. Dolayısıyla bu aşamada artık tedavi imkanı yok. Bu noktada onlara yapılacak en büyük iyilik, son dönemlerini mutlu şekilde geçirmelerini sağlamak.”

 

 “Geç farkedilen kanserde tedavi mümkün olmuyor”

Veteriner Aykut Mutlu da hayvanlarda kanserin geç farkedilebildiğini vurguluyor:

“İnsanlarda kanseri ilk evrelerde farketmek mümkün çünkü ağrı hissedilip hastaneye gidiliyor. Ancak hayvanlar daha güçlü. Direnç gösteriyorlar ve bu sebeple ileri aşamaya kadar bir terslik olduğunu farketmeyebiliyorsunuz. Hayvanlar çok geç belirti verdiğinden insanlara göre daha şanssız, kanserde erken evre pek görülmüyor. Çoğu zaman tümör çok büyümüşken farkediliyor. Bu durum da tedaviyi faydasız kılıyor. İyileşmek pek mümkün olmuyor.

 

Veteriner Aykut Mutlu. Independent Türkçe. jpg
Aykut Mutlu / Fotoğraf: Independent Türkçe

 

Kanserin belirtileri neler?

Veterinerler, kanserin genellikle ilk evrelerde farkedilmediğini söylese de birtakım istisnaların olduğunu da belirtiyorlar. Kilo kaybı ya da ani kilo alma, aşırı saklanma, derinin altında veya deride yumru veya şişlikler, burun kanaması, ağız içi hastalıklar, göz burun akıntısı, anormal kokular, iyileşmeyen yaralar, dışkıda farklılık, cilt değişiklikleri, nöbetler, ağrı, halsizlik, öksürük ya da nefes alma güçlüğü gibi belirtilerin hayvanlarda kanserin habercisi olabildiğini söylüyor. Kanser olan bir hayvanın iştahı çok yerinde olsa da hızla kilo kaybına uğradığı görülüyor.

“İleri evre kanserde hayvanın son günlerini mutlu geçirmesine gayret edilmeli”

Veteriner Yeter Öcal’a göre kanser tedavisinde kitlenin bulunduğu organ, patolojik özellikleri, hangi evrede olduğu ve hayvanın yaşı çok önemli. Kanserin görülmesindeki en önemli faktörün genetik olduğunun bir kez daha altını çizen Öcal, kanser ilerlemişse ya da yaşlı bir hayvanda kanser görüldüyse tedavi uygulamaktansa hayvanın son dönemini mutlu geçirmesine, sevdiği şeyleri yemesine -tuz ve şeker hariç- ve yapmasına izin verilmesi gerektiğini belirtiyor.

Veterinerler, ileri evrede tedavi yapmanın hayvana eziyet çektirmekten başka bir işe yaramayacağını söylüyor. Ayrıca yaşlı hayvanlarda farkedilen kanserde de yapılacak bir şeyin olmadığını, hayvanın son dönemini mutlu şekilde geçirmesinin en doğrusu olacağını belirtiyorlar.

 

köpek Pixabay.jpg
Fotoğraf: Pixabay

 

Tedavi süreci

Veterinerlere göre hayvanlarda kanser hastalığının tedavi süresi de değişkenlik gösteriyor. Hayvanın yaşı küçükse ve kanser ilk evredeyse tedavi mümkün. Bu durumdaki bir hayvanın haftada bir veya iki haftada bir kemoterapi alması gerekiyor. Süreç birkaç ay sürüyor. 

İlaç kullanılarak canlı iyileştirilmeye çalışılıyor. İyi huylu olanda tedaviye yanıt alınırken, kötü huyluda sonuç alınamıyor. “Tıpkı insandaki gibi, ilaçlar hayvanları da yoruyor” diyen hekimler, yan etkilerin olabileceğini belirtiyor.

“Hayvanlar da kemoterapi görüyor, insanlarla aynı kanser ilaçları kullanılıyor”

Veteriner Aykut Mutlu, hayvanlarda kanser tedavisinde insanlar için üretilen ilaçları uygulamaya çalıştıklarını, hayvanlar için özel bir kanser ilacı olmadığını söylüyor. Kanserli hayvanlar için özel bir mama da bulunmuyor.

Mutlu, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da kanser tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavilerin uygulandığını belirtiyor.

“İnsanlar gibi hayvanlar da pasif içici”

Sağlığa zararlı faktörler göz önünde bulundurulduğunda veterinerler, sigara dumanını örnek gösteriyor. Dumanın sadece insanlara değil hayvanlara da zararlı olduğunun altını çizen hekimler, sigara içilen ortamlarda bulunup dumana maruz kalan hayvanların pasif içici durumuna düştüğünü, sağlıklarının bozulduğunu ve bu durumun kansere neden olduğunu belirtiyor.

Kimyasallara dikkat!

Yalnızca sigara değil, başka faktörlerin de hayvan sağlığına olumsuz etkileri var. Örneğin temizlik yaparken kullanılan bazı malzemeler. Veteriner Öcal, kimyasalların zararlarına vurgu yapıyor.

Yerler çamaşır suyuyla temizlendiğinde hayvanların bu alanlara alınmaması gerektiğini belirten Öcal, aksi takdirde hayvanın buralarda gezerken patileriyle sürekli kimyasallara temas edeceğini söylüyor.

Yeter Öcal, deodorant ve oda spreyleri gibi ürünlerin kullanımının da ortamdaki hayvanlara zarar verebileceğini belirtirken, çevre ve hava kirliliğinin de hayvanlarda kanseri tetikleyen faktörler arasında yer aldığını kaydediyor.

Son yıllarda katkı maddeleri ve mama içeriklerinin de tartışma konusu olduğunu söyleyen veterinerler, hayvanlarda tuzlu, tatlı ve şarküteri gıdaların sadece kanserde değil, hiçbir zaman tüketilmemesi gerektiğinde ısrarcı.

Sevgi ve mutluluk ise her daim olumsuzluklarla mücadelede en önemli faktörlerin başında geliyor.

“Baz istasyonlarının etkileri araştırılsın”

Yeter Öcal ve Aykut Mutlu, teknoloji çağının vazgeçilmezleri olan cep telefonu, kablosuz internet ve baz istasyonları gibi oluşumların insan sağlığının yanı sıra hayvan sağlığını da etkileyip etkilemediğinin araştırılması gerektiğini söylüyor.

Öcal ve Mutlu’ya göre teknoloji çağının getirdiği bazı oluşumların zararlı etkilerinin 20-30 yıl sonra hayvanlar üzerinde görülebilmesi olası.

Tedavi maliyeti

Veterinerler tedavinin maliyeti konuda net bir rakam vermiyor ve bu bedelin değişkenlik gösterebileceğini söylüyor. Ancak insanlardaki kadar olmasa da hayvanlarda da kanser tedavisinin maliyetinin yüksek olduğu biliniyor.

Çoğu zaman hayvan sahibi, canlıyı ailesinin bir ferdi gibi gördüğünden çıkabilecek yüksek maliyeti de karşılamaya hazır olsa da yukarıda tedavi çoğu zaman mümkün olamayabiliyor.  

“Türkiye’de bilinçsiz bir hayvanseverlik var, çocuğa karne hediyesi hayvan alınmaz”

Hayvanseverlik de üstünde durulması gereken bir konu. Hayvanseverlik bilincinin önemine dikkat çeken Veteriner Hasan Bulut, şu sözleri söylüyor:

“Çocuğunuza karne hediyesi yapmak için hayvan alınmaz. Sevgilinize sürpriz yapmak için hayvan alınmaz. Canlıları meta olarak görmeyin. Öyle görürseniz her yer önüne geçilemez şekilde kedi-köpekle dolar. Yazlık yerlerde sokaklar, tatil bitince terk edilmiş hayvanlarla dolu. Türkiye’de bilinçsiz bir hayvanseverlik var. Eğitim bu konuda da şart. Eğitim eksikliği hayvanseverlikte de büyük sorun teşkil ediyor. Okullarda eğitim verilmeli. Devletin sosyal bir devlet olmayışı da ana nedenlerden!”


Hayvanlarda ötenazi caiz mi? Diyanet İşleri ne diyor?

Hayvanlarda kanser hastalığını konuştuğumuz veterinerler de hastalığı ilerleyen, tedaviye yanıt vermeyen veya acı çeken bir hayvanın canının daha fazla yanmaması için uyutulmasının en doğru yöntem olduğu konusunda hemfikir. Bu noktada “hayvanlarda ötenazinin dinen caiz olup olmadığı” sorusu akıllara gelebilir.

Hayvanlarda ötenazi konusuna ilişkin Diyanet İşleri Yüksek Kurulu, tedaviyle iyileşme imkanı bulunmayan hayvanların veteriner gözetiminde uyutulmalarının dinen sakıncası olmadığını belirtiyor:

"Yüce Allah, diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş ve onlardan çeşitli şekillerde faydalanmayı helal kılmıştır (Nahl, 16/ 5,6 80). Bununla birlikte dinimiz bütün canlılar gibi hayvanlara karşı da şefkatli ve merhametli olmayı emretmiştir (Buhârî, Musakât, 10, Müslim, Selam, 40) ). İnsanın, hizmetine verilen canlılara karşı merhamet ölçüleri ile muamele etmesi yanında onların sağlık ve temizliklerine de azami özen göstermesi gerekir. Bu sebeple hastalanan hayvanların imkanlar ölçüsünde tedavi edilmeleri gerekmektedir. Zira bu hem merhametin hem de sağlıkla ilgili tedbirlerin zorunlu bir sonucudur. Ancak, ölümcül bir hastalığa yakalanmış, tedavi ederek iyileşme imkanı da olmayan ve şiddetli acılarla baş başa kalmış bir hayvanın veteriner gözetiminde itlafında bir sakınca yoktur."

Ötenazinin son çare olduğu durumlarda bu işlemin sadece kendileri (veterinerler) tarafından yapılabileceğini belirten veterinerler, özel bir ilaçla birkaç dakika içinde hayvanın hiçbir şey hissetmeden uyutulabileceğini kaydediyor.

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU