3. Cumhuriyet'e doğru (2)

Altan Tan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

2. Cumhuriyet’in başlangıç tarihi olarak 16 Temmuz 2016 tarihini baz alıyorum.

"Neden, AK Parti İktidarının başlangıcı olan 2002'yi veya Abdullah Gül’ün, rejimin son direnç noktalarından '367' oyununu da aşarak Cumhurbaşkanı olduğu 2007 tarihini değil de 16 Temmuz 2016 tarihini esas alıyorsun?" diye soracak olursanız, tartışabiliriz.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması ile start alan ve 29 Ekim 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren Batı İttifakı içinde yer aldı. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Soğuk Savaş döneminde de bu ittifak güçlenerek devam etti.

Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturulan NATO’ya girildi ve bu tarihten sonra ordu, büyük oranda ‘NATO Ordusu’ oldu.

15 Temmuz 2016 tarihine kadar, AK Parti ve temsil ettiği sınıflar iktidar olmalarına rağmen, tam olarak ‘muktedir’ değillerdi. 

Ordunun geleneksel otoritesi (askeri vesayet) büyük oranda devam ediyordu ve ordunun içinde de başka bir ayrışma yaşanıyordu.

‘Klasik Kemalist’ kadrolar, NATO güdümündeki Gülen Cemaati yanlısı kadrolar tarafından büyük oranda pasifize edilmişlerdi.

Ordu içindeki bu ayrışmanın sebeplerini, Lozan’dan itibaren sürmekte olan, Batı-Kemalist İttifakı’nın neden ve ne zaman bozulduğuna da mutlaka değinmek gerekir. 

Ordu içindeki bu ayrışma ve kamplaşma anlaşılmadan, yaşadığımız olaylar doğru bir şekilde anlaşılamaz.

Çok net bir şekilde ifade etmek gerekir ki; 

Batı+Kemalist İttifakı’nın bozulmasının ana nedeni Özal'lı yıllarda start alan; ‘Büyük Ortadoğu Projesi’dir.

Graham Fuller benzeri siyasi analistlerin önerileri doğrultusunda ‘Yeni bir Ortadoğu’ oluşturmak isteyen ABD, yine aynı proje doğrultusunda Ortadoğu’da, bizzat kendisinin oluşturduğu ve desteklediği eski otoriter ve totaliter tüm rejimleri; Kemalizm de dahil tasfiye kararı aldı ve ‘Ilımlı İslam Projesi’ni devreye soktu. 

Bu tasfiye kararını çok önceden fark ederek karşı çıkan Kemalistler; Batı’ya karşı Rusya, İran, Çin eksenine dayalı yeni ittifak arayışlarına girdiler.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, Mart 2002’de yaptığı bir konuşmada, Büyük Ortadoğu Projesi doğrultusunda ABD, AB, NATO ile ittifaka karşı çıkarak;

"Türkiye, Rusya ve İran ile yeni bir dünyanın içinde olabilir" dedi ve yeni dönemin paradigmasını da en açık bir şekilde ortaya koymuş oldu.

Tuncer Kılınç, bu beyanatından 11 yıl sonra, 2013 yılında tutuklanarak 13 yıl hapse mahkum edildi.

‘Ilımlı İslam-Modern İslam’ adı verilen Batı ile barışık, cihatsız ve şeriatsız İslam anlayışının temsilcisi olarak Gülen Cemaati rol model olarak seçildi. 

Erbakan ve Ecevit devre dışı bırakılarak siyaseten etkisizleştirildi, Cemaat'e ve siyasi müttefiki olan AK Parti’ye her türlü destek sunuldu.

İlk etapta Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Irak’ta Saddam Hüseyin, Libya’da, Muammer Kaddafi tasfiye edildi, Türkiye ise Suriye’nin üzerine salındı.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Ilımlı İslam doğrultusunda Türkiye’de, Kemalist kadroların tasfiye kararı alındı ve Gülen Cemaati’nin desteği ile ordudaki 68 general ve amiral, Ergenekon ve Balyoz davaları ile tutuklanarak cezaevine konuldu. 

Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, terörist suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkum edildi.

Buraya kadar AK Parti, Kürtler, Liberaller, Gülen Cemaati ve ABD-AB ittifakı devam etti.

Dananın kuyruğu ise Suriye’de koptu.

Rusya ve İran’ın fiilen sahaya inmeleri, Lübnan Hizbullah’ı gibi örgütlerin bizzat Baas Partisi yanında savaşmaları, PKK’nin Suriye muhalefetine destek vermemesi ve Kürtlerin devre dışı kalmaları Suriye rejiminin çökmesini engelledi.

Esas önemli etken ise, Ortadoğu’da eski rejimlerin tasfiyesi ile oluşan siyasi boşluğu, İhvanül Müslimin (Müslüman Kardeşler) gibi İslamcı örgütlerin doldurmaya başlayarak, Mısır'da olduğu gibi iktidara gelmeleri;

İsrail’in güvenliğinin tehlikeye girmesi sonucu, bu duruma karşı olan ABD ve AB’nin Suriye muhalefetine olan desteklerini geri çekmeleriydi.

Birçok analiste göre ise, ABD ve AB’nin Ortadoğu’daki bu İslamcı yükselişi öngörememiş olmaları düşünülemezdi ve başlangıcından itibaren zaten hedeflenen mevcut ‘kontrollü kaos’ ile Ortadoğu İslam coğrafyasının yerle bir edilmesiydi.

Demokrasi, özgürlük ve refah vaatleri, halkları avlamak için, Ilımlı İslam oltasına takılan yemlerden başka bir şey değildi.

Bu yol ayırımında, başlangıçta ABD-AB ile birlikte hareket eden Türkiye’nin, geri çekilmeyerek ABD ve AB’ye rağmen Ortadoğu’da yola, İslamcı örgütler ile birlikte tek başına devam etme kararı;

Kemalistlerden sonra, AK Parti ve esasında daha da özelde Tayyip Erdoğan’ın da kaleminin kırılmasına neden oldu.

Böylece, Kemalistlerden sonra, Erdoğan’ın da tasfiye edilmesi kararlaştırıldı.

Gülen Cemaati ve NATO yanlısı askerler ise bu ayrışmada küresel güçlerin yanında yer aldılar ve Erdoğan’ın her ne şekilde olursa olsun gitmesi için operasyonlara başladılar.

Öcalan’ın bütün uyarılarına rağmen PKK de onlarla birlikte hareket etmeye başladı.

Bu süreçte AK Parti'nin Suriye ve Kürt politikalarındaki tutarsız ve hesap kitapsız tavırları, liberaller ve Kürtleri ciddi bir şekilde rahatsız etti.

Gülen Cemaati, ABD ve AB’den sonra liberaller ve Kürtler de AK Parti’den desteklerini çektiler/çektirildiler.

Yıllardır sürmekte olan ittifakları darmaduman oldu,

Böylece enteresan bir şekilde yıllarca birbirlerini bitirmek için uğraşan Kemalistler ile İslamcıların yolları kesişti ve kaderleri birleşti.

15 Temmuz 2016 gecesi ABD-AB (NATO)+Gülen ittifakı kaybetti ve ‘birbirlerine mecbur olanlar’ ittifakı kuruldu.

'Ben sana mecburum nikahı’ o gece mi kıyıldı, yoksa daha önceden de ciddi bir ‘flört’ var mıydı? 

Bu da işin magazin kısmı ve ayrı bir konu!

Bu kavşak noktasında Kemalist 1. Cumhuriyet dönemi bitti ve Kemalist+Muhafazakar+Milliyetçi ittifakına dayalı 2. Cumhuriyet dönemi başlamış oldu.

"Bu ittifak ne kadar sürer, ne zaman ve hangi şartlarda biter, kazananı ve kaybedenleri kimler olur?" sorularının cevaplarını yaşayarak göreceğiz.

"İttifakın toplumdaki sosyolojik etkilerinin neler olduğu?" sorusuna gelince; tabii ki bunun da incelenmesi gerekiyor.

"Kemalistler (mesela Kadıköylü laikçi teyzeler!) mi biraz dindarlaştılar, yoksa İslamcılar mı çokça sekülerleşip, ‘light’laştılar?" sorusu cevap bekliyor! 

AK Parti iktidarında İslam’ın, sadece geleneksel hac, umre, namaz, oruç, başörtüsü, takke, sakal ve mevlit gibi ritüellere indirgendiği;

İktidara İslam’ın değil, muhafazakar Müslümanların geldiği ve onların da hızla sisteme entegre olduğu,
yaptıkları işin ‘kapitalizme takke takmak ve sarık bağlamak’tan başka bir şey olmadığı,

Müslümanların hızla sağcılaşıp, ulusalcılaştıkları,

İslam’ın içinin boşaltılması sonucu, İslam’ın alternatif bir medeniyet olma iddiasına büyük bir darbe indirildiği gibi;

Az sayıda da olsa, bizzat Müslüman aydınlar tarafından getirilen ciddi eleştiriler var.

Şerif Mardin ve Kemal Karpat vefat ettiklerinden dolayı, bu derin mevzuya el atmak da; içeride Nilüfer Göle ile Ali Bulaç’a, dışarıda ise Oliver Roy ile Emin Maluf’a düşüyor!

"1.Cumhuriyet 15 Temmuz 2015’te miadını doldurarak bitti" demiştik, ancak 16 Temmuz 2016’dan bu yana içinde olduğumuz ve halen de devam etmekte olan ‘2. Cumhuriyet'in; Mehmet Altan’ın anlattığı ‘2. Cumhuriyet’ ile bir alakası yok!

Bu Cumhuriyet başka bir 2. Cumhuriyet!

Gelinen noktada bir durum tespiti yapmak gerekirse;

Geride bıraktığımız 1.Cumhuriyet’in sonunda;

Asker + yargı + şehirli yeni eşraf + aydın ittifakı tarafından dışlanan ve mağdur olan ‘kasabalılar, işçiler, köylüler ve muhafazakarlar’ büyük oranda sistemin içine alındılar, ekonomik olarak da sisteme ortak edildiler.

Sosyalist ve komünistlerin önemli bir kesimi ise dünyada ‘dava’yı kaybettiklerinden Kemalistlere sığındılar veya onların içinde eridiler.

Kürtler ve Aleviler siyasi kimlik noktasında değil, ancak vatandaşlık hukukunda eşitlendiler, Karadeniz lobisi kadar olmasa da ekonomik yağmadan nasiplendiler ve belli bir gelişmişlik düzeyine ulaştılar. 

Kürtlerin ve Alevilerin sistemden siyasi alacakları ise halen duruyor.

Kısacası, 2. Cumhuriyet’te; Kürtlerin ve Alevilerin siyasi alacakları dışında herkes iyi kötü, az veya çok sistemden alacağını tahsil etmiş durumda.

Bir tek alacaklı siyasi Kürtler ve siyasi Aleviler kaldı.

Kapitalizme alternatif bir düzen kurma iddiasındaki çok az sayıdaki İslamcı ile onlardan da çok daha az sayıdaki komünist dışında işin felsefesine kafa yoran yok.

Tabii ki bu iş de ‘Kadıköylü laikçi teyzelere’ düşmüyor; kime düşüyorsa onlar uğraşsınlar ve dertlerine yansınlar!

Onlar ne zaman bir ‘alternatif’ ortaya koyabilirler bilinmez; ama 'kemalist+muhafazakar+milliyetçi ittifakı'nın, derdimize deva olması ve sorunlarımızı çözerek bizi; içine düştüğümüz bu sıkışık durumdan kurtarması/kurtarabilmesi de en azından mevcut kadrolarının sığlığı, yetersizliği ve birbirleri ile uyumsuzlukları gibi nedenlerden dolayı; neredeyse imkansız gibi.

Onun içindir ki, kısa bir sürede bitmesi/dağılması beklenmemekle birlikte; Türkiye’deki bu absürt durumun, bir başka ifade ile 'kemalist+muhafazakar+milliyetçi ittifakı'nın, bu ‘zorunlu evliliğin’; uzun bir süre sürdürülebilmesi de mümkün değil.

İşte bu nedenledir ki, yağmurdan kaçarken, 2. Cumhuriyet misalinde olduğu gibi, tekrar; başka bir doluya tutulmamak ve doğru düzgün bir ‘3. Cumhuriyet’e başlangıç yapabilmek için; önce teşhiste, sonrasında ise tedavide anlaşmak gerekiyor.

Bunu yapamadığımız takdirde, Allah korusun 3. Cumhuriyet, ikincisinden de beter olur.

3. Cumhuriyet’in, topoğrafya tabiri ile nirengi noktaları şunlar olmalıdır:

1. Devletin dini, mezhebi ve ideolojisi ‘hukuk’tur. Devlet, her türlü inanç ve hayat tarzına aynı mesafede bir yerde durmalı, en önemli düsturu ‘adalet’ olmalıdır. 

Devlet, hiçbir şart altında ‘hukuk’ dışına çıkmamalı ve yargı kesinlikle ‘tarafsız’ ve ‘özgür’ olmalıdır.

Yüksek Yargının seçimi ve belirlenmesi dünyadaki en yansız (nötr) uygulamalar esas alınarak belirlenmelidir.

2. Devletin etnik kimliği; ‘eşit yurttaşlık’tır. Her türlü etnik kimlik ve kültür azınlık ve çoğunluk kavramı kullanılmadan kendini ifade edebilmeli; dil ve kültürünü, anadille eğitimden kamusal alana kadar her yerde ve her alanda kullanabilmelidir.

3. ‘Yerinden yönetim’ (adem-i merkeziyet) esas alınmalı, Yönetim şekli şeffaf, adil ve katılımcı olmalıdır. Yerelden genele tüm önemli kararlarda, referandum ve benzeri yöntemlerle halkın görüşü yönünde icraat yapılmalıdır.

4. İcraatın her safhasında dürüstlük ve şeffaflık gereği halk bilgilendirilmeli ve yöneticileri denetleyerek, hesap sorabilmelidir.

Görevlendirmelerde hiçbir keyfiliğe yer vermeyecek bir şekilde kurallar işletilmeli, ehliyet ve liyakat esas alınmalıdır.

5. Askeri vesayet tamamen sona erdirilmeli, profesyonel orduya geçilmelidir.

Ekonomi, üretim ve ihracatı esas alacak bir şekilde yeniden yapılandırılmalı; Ülkenin yer altı ve yerüstü kaynakları hakça değerlendirilip (üretilip) adilce dağıtılmalıdır.

6. Sosyal devlet anlayışı esas alınmalı, hiç kimse hasta, aç ve açıkta bırakılmamalıdır.

7. Eğitim ve öğrenim ilkokul öncesi yuva ve kreşlerden yükseköğrenime kadar yeniden düzenlenmeli, devlet okulları parasız olmalıdır.

Üniversiteler genel mali ve idari denetim dışında tamamen özgür ve özerk olmalıdır. YÖK kaldırılmalıdır.

8. ARGE çalışmalarına büyük kaynak ayrılmalıdır.

9. Ülke şartlarına en uygun sistem ‘Yarı Başkanlık Sistemi’ olarak gözükmektedir.

Ancak halk hangi sistemi seçerse seçsin yasama, yürütme ve yargı ayrılığı (kuvvetler ayrılığı) mutlak bir şekilde sağlanmalıdır. 3. Cumhuriyet’in başlangıcında mutlaka yeni bir anayasa yapılmalıdır.

10. Dış politikada İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan çift taraflı dünya siyaseti de, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki bloklaşmalar da geride kalmıştır.

Özellikle de 'korona' sonrasında dünya bir kez daha yeniden şekillenecek, 'küresel sermaye' ile 'ulus devletlerin' rekabeti gibi siyasal okumalar da yeni bir formata dönüşecektir.

Yeni dönemin en önemli özelliği 'havzalar' arası bir sistemin (rekabet-çatışma-uzlaşma) yapılanacak olmalıdır.

Türkiye'de Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya'yı içine alan kendi havzası içinde ayağa kalkmaya çalışmalı, geçmişte olduğu gibi hiç bir havza ve güçle 'Peşin' bir angajman içinde olmamalıdır.

Son olarak bu yeni cumhuriyete neden ‘3. Cumhuriyet’ adını uygun gördüğümü soracak olursanız o konuda da ısrarlı olmadığımı söyleyeyim.

1990’lı yılların başlarında, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin İstanbul Bağlarbaşı’ndaki kampüsünde düzenlenen bir panele; Abdurrahman Dilipak ve Mehmet Altan’la birlikte katıldık.

‘2. Cumhuriyet’ tartışmalarının en hızlı günlerindeydik.

Dilipak dışında tüm İslamcı, liberal ve Kürt panelistler laikçi-ulusalcı rejimi eleştirerek, çözüm noktasında birbirlerine benzer şeyler söylüyor ve salonu hınca hınç dolduran İlahiyat öğrencilerinden yoğun alkış alıyorlardı.

Dilipak ise söylediklerimize ‘cepheden’ karşı çıkmıyor, ancak demogoji metodunu kullanarak; söylediklerimizi boşa çıkarmaya, öğrencilerin kafalarını karıştırmaya çalışıyordu.

En son Mehmet Altan’ın çözüm önerilerine neden ‘2. Cumhuriyet’ adını verdiğine taktı ve İslami literatürde herkesin mal, can, namus ve hayat tarzının emniyette olduğu yere (şehire) ‘Darüsselam’ (Selam şehri) dendiğini ve neden bu ismi tercih etmediğini sordu? 

Konuşmanın özü ile ilgisi bulunmayan bu tarz konuşmalarına son vermek ve dinleyicilerin esas çözüm önerilerimiz üzerinde yoğunlaşmalarını sağlamak için söz aldım ve şöyle dedim:

Sayın Dilipak, sözü fazla karıştırmanıza gerek yok!

Siz rejim eleştirilerimize katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz? Önce buna evet veya hayır şeklinde net bir cevap veriniz!

İkincisi, eğer eleştirilerimize katılıyorsanız ve siz de yeni bir cumhuriyetten, en azından cumhuriyetin yeniden yapılandırılmasından yanaysanız, isim önemli değil; adını isterseniz ‘Darüsselam’, isterseniz de ‘Abdüsselam’ koyalım.


Dememle birlikte de salonda, büyük bir kahkaha ve alkış tufanı koptu.

Evet!

Bugün de, yeni cumhuriyetin ismi illa da ‘3. Cumhuriyet’ olsun ısrarında değilim.

Yeni cumhuriyetin gerekliliği ve evsafında (özelliklerinde) anlaşalım da gerisi kolay.

Adı; 

İsterseniz ‘DARÜSSELAM’,

İsterseniz ‘ABDÜSSELAM’ olsun.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU