Türkiye'deki soydaşlar zor durumda

Esedullah Oğuz Independent Türkçe için yazdı

Yıllarca eğitim aldığınız, gönül verdiğiniz, üstelik de içinde yaşadığınız toplumla aynı dili konuşup aynı kültürü paylaştığınız bir ülkede güven ve huzur içinde olmanız gerekirken, endişe içinde yaşadığınızı, evinizden dışarı çıkmaya korktuğunuzu düşünün.  

Ama dışarı çıkmanız, işe gitmeniz ve hayatınızı kazanmanız gerekiyor.

Eğer çıkarsanız, polis tarafından tutuklanıp önce Geri Gönderme Merkezi'ne götürülecek, oradan da kendi ülkenize gönderileceksiniz.

Bundan adınız gibi eminsiniz. Evden çıkmazsanız, güvendesiniz ama bu kez de faturaları ödeyemezsiniz. 

Bugün Türkiye'de yaşayan yüz binlerce Türkistanlı soydaşın içinde bulunduğu durum, bundan ibaret.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Türkiye'de polis son birkaç aydır yabancılara karşı bir operasyon yürütüyor, metro ve metrobüs duraklarında bekleyen polisler yabancı görünümlü insanların kimliklerini kontrol ediyor, oturma izni olmayan ve süresini aşan yabancı pasaportlu kişileri tutuklayıp önce Geri Gönderme Merkezi'ne götürüyor, orada birkaç günlük kimlik tespiti ve muayeneden sonra uçaklarla ülkelerine geri gönderiyor. 

Bu kaçakların arasında maalesef, sayıları yüz binleri bulan Türkistanlı soydaşlar da bulunuyor.

Bunların bir kısmı sınırdan kaçak olarak geçen, hayvancılıktan çobanlığa, aşçılıktan fabrika işçiliğine kadar değişik işlerde çalışan kaçak işçiler.

Günde 10-12 saat çalışan bu insanlar, aynı iş için bir Türk'ün istediği maaşın yarısını alıyor. Bu durumdan işverenler de memnun. 

Henüz bıyıkları bile terlememiş 20 yaşlarındaki Afganistanlı genç bir Türkmen, İstanbul'un bir köşesindeki fabrikada çalıştığını, polis korkusundan akşamları Zeytinburnu'ndaki evine gidemeyip fabrikada yattığını anlatıyor ve ekliyor:

Makineler geceleri de durmadığı için gürültüden doğru dürüst uyuyamıyoruz, hatta çok yoğun gürültüye maruz kaldığım için işitme sorunu yaşamaya başladım, doğru dürüst duymuyorum.
 


Kaçak durumdaki soydaşların bir kısmı ise 6-7 yıl önce yüksek öğrenim için gelen ve öğrenim süreleri sonunda oturma izinleri uzatılmayan Afgan vatandaşı Türkmen ve Özbek kökenli öğrencilerden oluşuyor.

Bu gençlerin her birinin amacı, Türkiye'de eğitimlerini tamamladıktan sonra kendi ülkelerine dönüp kendi halklarına hizmet etmekti.

Ama 2021 yazında Taliban'ın iktidara geri dönmesiyle onların bu planı da suya düştü.

Zira, Taliban için toplumun en tehlikeli kesimi, onların görüşlerini benimsemeyen ve itaat etmeyen eğitimli insanlar.

Zaten ülke içindeki eğitimli kesimin önemli bir kısmı da Taliban geldikten sonra ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. 

Türkmen ve Özbek kökenli öğrenciler daha ilk baştan Türkiye'ye yürekten bir sevgi ve bağlılık duyuyorlardı ve bu ülkeyi ikinci vatanları olarak görüyorlardı.

Birçoğu Türkiye'ye "başımız derde girerse, başvuracağımız ilk ülke" gözüyle bakıyorlardı.

Ne de olsa sıkça duydukları "Türkiye, dünyadaki tüm Türklerin hamisidir ve ikinci vatanıdır" sözüne yürekten inanmışlardı. 

Ama şu an bu inancın ve güvenin yerini derin bir hayal kırıklığı almış bulunuyor. Zira polis yabancı veya soydaş ayrımı yapmıyor.

Kaçak durumdaki Afgan Türkleri uçaklarla Kâbil'e gönderilirken Türkmenistanlı kaçaklar da önce Erzurum'daki Geri Gönderme Merkezi'nde toplanıyor, oradan da Türkmenistan'a gönderiliyor.

Türkmenistan'da eski adı Lebap olan Türkmenabad kentinde karantinaya alınan kaçak Türkmenler buradan doğum yerine gönderiliyor. 

Oysa bu soydaşlar son 5-10 yılda Türkiye'de kendilerine yeni bir yaşam kurmuşlardı. Hem ağır şartlarda çalışarak kendi hayatlarını kazanıyorlar hem de geride kalan ailelerine para göndererek onların geçimlerine de katkıda bulunuyorlardı. 

Aslında Türkiye'de yaşayan Türkistanlı soydaşlar, Türkiye ile ata topraklar arasındaki en sağlam bağı oluşturuyor.

Türk kültürüne ve örf adetlerine alışan soydaşlar bunları kendi topraklarına taşırken kendi adetlerini de Anadolu'ya getiriyorlardı.

Ama Türk hükümetinin tüm yabancıları sınır dışı etme kararı, Türkiye'nin onlarca kurum aracılığıyla yürüttüğü Türk dünyası ile bütünleşme çabalarına balta vuruyor. 

Türk dünyası cafcaflı toplantılar ve abartılı sözlerle kazanılmaz. Aksine Türkiye 5 milyon kilometreyi bulan Türk dünyası ile bütünleşmek istiyorsa, önce yağız çehreli çekik gözlü soydaşların gönüllerini kazanmalı.

İnsanların gönüllerini ve güvenlerini kazanmadan masada başında alınan siyasi kararlarla bir yere varamazsınız. 

Türkiye, Türkistan coğrafyası ile duygusal ve ruhsal bir kopuş yaşamak istemiyorsa, bir an önce soydaşları sınır dışı etme kararından vazgeçmelidir.

Aksine bu ülkede yaşayan tüm Türk soylulara özel statü vererek onların bu ülkede rahatça ve huzur içinde yaşamasına ve çalışmasına müsaade etmelidir.

Anadili olarak Türkçenin herhangi bir lehçesini konuşan, Oğuz Kağan'dan başlayıp Atilla'ya, Alparslan'dan Timur ve Babür'e kadar Türk büyüklerini atası sayan bir Türk Ay Yıldızlı bayrağın gölgesi altında güven içinde yaşayamıyorsa, orada Türk Birliği'nden söz edemezsiniz. 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU